Kapat

Tarım Samsun’un olmazsa olmazı

Bütün Yazıları Okumak İçin Tıklayın
 Tarım Samsun’un olmazsa olmazı

Sadece tarım yaparak zenginlik yaratılamayacağını biliyorum.

Ragıp GÖKER

Sadece tarım yaparak zenginlik yaratılamayacağını biliyorum.

Çünkü sadece tarım yaparak zenginleşen bir ülke yok dünyada.

Ve fakat

Tarım yapmadan ayakta kalabilen bir ülkenin olmadığını da biliyorum.

Olmazsa olmaz bir durum yani.

İnsanlık, tarım yapmaya yedi bin yıl önce başlamış.

Karnımızı doyurmak için yedi bin yıldır ekip biçiyoruz yani.

Özellikle de, Yeşilırmak ve Kızılırmak gibi iki önemli nehrin denize döküldüğü deltalardaki Bafra ve Çarşamba ovaları da çok verimli.

Adam ek.

Adam yetişir.

O derece yani.

Bizim kuşak, namerde muhtaç olmadan yaşayabilmek için üretmenin önemini öğrenerek büyüdü.

Yerli malı haftaları, bu bilinci yerleştirmek için yapılıyordu sanırım.

“Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” cümlesi ezberletilmişti bize ama bunu çok çabuk unuttuk.

Tarımda net ithalatçı duruma duruma gelmişiz.

Geçen yıl, yaklaşık 10 milyon ton buğday satın almışız.

Kaç lira ödemişiz dersiniz..

2,5 milyar dolar.

Eloğlundan satın aldıklarımız sadece buğday değil üstelik.

Mercimek, nohut, pirinç de almışız.

Güzelim ayşekadına ne olduysa.

Fasulye bile almışız.

Sorarım size.

İspir fasulyesinin verdiği lezzeti, dünyada hangi kuru fasulye verebilir.

Önceki hafta, karım ve bir aile dostumuzla birlikte, büyük projelerin yapımında görev almış İnşaat Mühendisi İclal Yangın’ın, kardeşleriyle birlikte yetiştirdiği organik çilekten almak için Bafra’nın Karaburç Köyüne gittik.  

Samsunlu iş insanı Kaya Aşçı’nın da köyü olan Karaburç, Kızılırmak deltasındaki Bafra ovasında kurulmuş.

Verimli toprakları var maşallah.

Karaburç’un Kızılırmak’ın suladığı verimli topraklarda kurulu olmak gibi bir avantajına rağmen, bütün arazilerin ekilip biçildiğini sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.

İclal Hanım, aldığı eğitimle yetinmeyip kendisini iyi yetiştirmiş ve bu nedenle de herkesin üretime katılması gerektiğine inanan aydın bir Türk Kadını.

Aileden kalma topraklarının her karışını ekip biçiyor.

Mühendis hanım,  tulumunu sırtına geçirip kızkardeşleriyle birlikte kendisi de tarlada çalışıyor.

Hazır yemiyor yani.

Köydeki herkesin de tarlada çalıştığını düşünmeyin.

Aşağı Çinik’te doğup büyüdüm ben.

Rahmetli anacığım, köyden kente göçtüğümüz 1968 yıllığına kadar ekmeğini kendi mayalar, kendi pişirirdi.

Biz göçtükten sonra, babaannem de rahmetli olana kadar ekmeğini pişirdiği gibi bakımını kendisi yaptığı bahçesinde yetiştirdiği sebzelerle pişirirdi yemeğini.

Bahçesinde sebze yetiştiren köylü kadınlar vardır hala ama günümüzde kaç kadın kendi ekmeğini kendisi yapıyor acaba.

60’lı yıllarda köyümüzde bir fırın kurulmuştu.

O fırında pişenlere “Has ekmek” derdik.

Ama fazla yaşamayamadı fırın.

Kısa zamanda kapandı.

Çünkü, o yıllarda annem ve babaannem gibi köydeki bütün kadınlar ekmeklerini kendileri pişirirdi.

Köylerimizdeki bir çok evin önünde hala fırın vardır ama  günümüzde herkes, şehirden gelen ekmeği sofrasına koyuyor.

Neden.

Cevabı çok basit.

Üretmeyi unuttuk çünkü.

Hazır yemeye alıştık.

Hazır ve ucuz parayla ekonomiyi çevireceğini inanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri gibi yani.

O devir kapandı artık.

Hiçbir ülke bundan böyle hazır ve ucuz para bulamayacak.

Hayat devam ediyor oysa.

Yaşamımızı sürdürebilmek için yeniden üretmeyi öğrenmeliyiz.

Akşamdan sabaha, her adımda sanayi tesisleri de kurmayacağımıza göre, önce kendi kendimize yetebilmek için üretmeye tarım yaparak başlamalıyız.

Nazım’ın dediği gibi..

Dört nala gelip Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan ve ipek bir halıya benzeyen bu mübarek topraklar, tarıma oldukça elverişli çok şükür.

 

 

 

 

Bu Haberlerede Göz Attınızmı ?