Kapat

Türkiye ve Dostları

Bütün Yazıları Okumak İçin Tıklayın
 Türkiye ve Dostları

“Dünya tarihsel, kültürel ve stratejik dönüşümlerin olduğu hızlı bir değişim sürecinden geçiyor. Bu dönemde kaçınılmaz olana teslim olmak yerine devletlerin ve siyasetçilerin kararlı bir vizyona ihtiyaçları var.” 

Tarkan DENİZ

“Dünya tarihsel, kültürel ve stratejik dönüşümlerin olduğu hızlı bir değişim sürecinden geçiyor. Bu dönemde kaçınılmaz olana teslim olmak yerine devletlerin ve siyasetçilerin kararlı bir vizyona ihtiyaçları var.” 

Franco Frattini, İtalya Dışişleri Eski Bakanı

 

 

7 Mayıs 2013 tarihinde Yeditepe Üniversitesi’nde davet edildiğim ve İktisadi Kalkınma Vakfı’nın (İKV) düzenlediği “Türkiye-AB ilişkilerinin ellinci yılında Türkiye’nin AB üyeliği süreci” başlıklı konferansta tanıştığım dönemde İtalya’nın NATO Genel Sekreteri adayı ve Avrupa Komisyonu eski üyesi (2004-2008) olan İtalya Dışişleri eski Bakanı (2002-2004, 2008-2011) ve Uluslararası Kuruluşlar İçin İtalya Derneği’nin (SIOI/UN Association of Italy) Başkanı Franco Frattini, Türkiye’nin AB sürecine en büyük desteği vererek konferans sırasında şunları ifade etmiştir; 

“Dünya tarihsel, kültürel ve stratejik dönüşümlerin olduğu hızlı bir değişim sürecinden geçiyor. Bu dönemde kaçınılmaz olana teslim olmak yerine devletlerin ve siyasetçilerin kararlı bir vizyona ihtiyaçları var. Devletler bu sürece uyum sağlamaya çalışıyor. Her devlet fırsatları kazanca döndürerek kendisini bu yeni oluşan sistemde vazgeçilmez bir öğe haline getirebilir. Bu geçtiğimiz dönemde çatışma potansiyeli yaratan gelişmeler istikrar sağlanmasını güçleştiriyor. Bu durum da ulusal çıkarların dikkatli bir şekilde yönetimini ve küresel yönetişimin kurumsallaşması gereğini ortaya çıkarıyor. Yükselmekte olan güçlerin de entegre edildiği yeni bir küresel yönetişim sistemine ihtiyaç her zamankinden daha fazla. Kurallara dayalı bir uluslararası düzene AB ve Türkiye’nin de yapabileceği çok katkı var. Avrupa Projesi Türkiye’nin katılımı olmadan hiçbir zaman tamamlanamaz. Ancak AB’de bazı çevreler ideolojik bir miyopi ile tarihi gerçeklere gözlerini kapıyor. Türkiye 19’uncu yüzyıldaki Avrupa Uyumu döneminden soğuk savaşa, her dönemde Avrupa’nın çok önemli bir parçası olmuştur. Türkiye zaten halen Avrupa’nın içinde. Türkiye’nin AB üyeliği bir armağan değil stratejik bir hedeftir. Avrupa bugün önemli bir ekonomik ve mali krizden geçiyor. Ancak her kriz ileriye adım atmak için bir fırsattır. Türkiye Avrupa projesinin yeni bir dönemine başlangıç yapmak için de çok önemli bir fırsattır. Krizi atlatmak için daha fazla. Avrupa ve daha fazla Türkiye’ye ihtiyacımız var. Türkiye için AB hedefi her zaman salt bir dış politika konusu olmaktan çok ötedir. AB Türkiye’deki reform süreci, demokratikleşme, askerin siyasi rolünün sınırlanması açılarından önemli bir itici güç olmuştur. Bugün Türkiye’nin AB katılım müzakerelerinde yaşanan yavaşlama Türkiye’nin AB’de yeri olmadığı anlamına gelmemektedir. Bunun sebebi AB’de yaşanan kriz, zorluklarla dolu siyasi tablo ve stratejik vizyon eksikliğidir. AB Türkiye’nin jeopolitik yaklaşımının AB’nin Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinde global bir rol oynamasını kolaylaştıracağını anlamamaktadır. Arap Baharı AB’nin bu bölgede etkili olması için yeni bir fırsat sunmaktadır. AB geleneksel yumuşak gücünü ve çok taraflı stratejilerini burada devrim sonrası rejimlerin demokratikleşmesi ve istikrar kazanması için etkin olarak kullanmalıdır. Türkiye’nin bu bölgede yeni ortaya çıkan elit kadrolar üzerinde önemli etkisi vardır. Türkiye bölge için müdahaleci bir dış güç olarak değil, çok önemli pozitif bir model olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum da AB ve Türkiye modellerinin birbirini tamamladığını ve AB’nin Arap Baharı’nın demokratikleşme ile sonuçlanması yönündeki ahlaki yükümlülüğünü yerine getirmek için Türkiye’ye ihtiyacı olduğu sonucunu doğurmaktadır. Türkiye’nin AB üyeliği bölgenin demokratik geleceği için büyük önem taşımaktadır. Evrensel değerlere dayanan dayanışma ve topluluk fikri bu bölgenin istikrara kavuşmasına ve Batıya olan güveni tazelemeye yol açacaktır. AB ve ABD arasında imzalanması düşünülen serbest ticaret ve yatırım anlaşmasına gelince bu yeni ortaya çıkacak olan pazar Türkiye olmadan düşünülemez. AB ve ABD arasındaki müzakereler Türkiye ile de paralel olarak yürütülmelidir. Türkiye çok önemli bir bölgesel güç ve enerji merkezi olarak ortaya çıkmıştır. İtalya AB’de Almanya’dan sonra Türkiye’nin ikinci önemli ekonomik partneridir. İtalya için enerji çok önemli bir önceliktir. Türkiye ile müzakerelerde enerji başlığının açılması Türkiye’den çok AB için aciliyet ve öncelik arz etmektedir. Türk halkının AB üyeliğine olan desteği azalsa da Türkiye’nin ümidini kaybetmeyip bu sürece devam etmesi gerekmektedir. Türkiye müzakere sürecindeki durgunluğa rağmen ev ödevlerini yerine getirmektedir. Haziran ayında AB ile müzakerelerde 22’inci bölgesel politika başlığının açılması müzakere sürecinin canlanmasına yönelik pozitif bir mesaj yaratacaktır. Fransa’da Hollanda hükümetinin gelmesi de müzakerelerin canlanmasına yönelik yeni bir fırsat yaratmıştır. İtalya Türkiye’nin AB üyeliği sürecini her zaman desteklemiştir. Dışişleri Bakanı Emma Bonino da Türkiye’nin üyeliğini desteklemektedir. AB içinde diğer bazı ülkelerle birlikte Türkiye’nin AB üyelik sürecini destekleyen bir odak grup oluşturduk. Bu grup ile birlikte Türkiye’nin AB üyeliği sürecine destek veriyoruz. Türkiye’nin AB zirvelerine davet edilerek bazı bölümlerine katılmasını öneriyoruz. Türkiye’nin AB üyeliği en geç 2023 tarihine kadar gerçekleşmelidir. Cumhuriyetin yüzüncü yılına denk gelen bu sembolik tarih üyeliği gerçekleşmesi gerektiği en son tarihtir. Türkiye’ye yönelik üyelik perspektifinin yeniden güçlü bir şekilde AB liderleri tarafından ifade edilmesi gerekir. Türkiye’nin siyasi partileri Avrupa siyasi partiler ailesine entegre edilmelidir. Gümrük birliği güçlendirilmeli ve Türkiye’nin aleyhine işleyen bazı yönleri güçlendirilmelidir. Sadece bazı gruplar değil tüm Türk vatandaşları için vize serbestisi uygulanmalıdır. Kişilerin serbest dolaşımı olmadan malların veya sermayenin serbest dolaşımı anlamlı değildir. Katma Protokol’ün standstill hükmü olarak adlandırılan 41(1) maddesi iki tarafın da hizmetlerin serbest dolaşımı konusunda birbirlerine karşı yeni kısıtlamalar getirmesini yasaklamıştır. Bu maddenin doğrudan uygulanabilir olduğu Avrupa Adalet divanı tarafından da kabul edilmiştir. Bu durumda vizenin hala uygulanıyor olması kabul edilemez. Türkiye 60 yıldır NATO üyesi olarak Avrupa güvenliğine çok önemli katkılarda bulunmuştur. Türkiye olmadan gerçek bir AB entegrasyonundan da söz edilemez. Türkiye özellikle Ortadoğu’da krizlerin çözümünde çok önemli bir oyuncudur. Türkiye Afganistan ve Kosova gibi uluslararası barış koruma operasyonlarına katkıda bulunan, terörizm ve korsanlık gibi sorunlarla mücadele eden bir ülkedir. Avrupa hiçbir zaman bugün olduğu kadar “Nasıl bir AB?” sorusuna tek ortak bir cevap bulmakta zorlanmamaktadır. Türkiye’nin katılımı AB’nin dinamizmine, kendine güvenine, dünyada istikrar yaratıcı bir güç olmasına ve yumuşak gücüne katkıda bulunacak”. (Kaynak: 07.05.2013, İKV)

 

Yine aynı yıl, İtalya’da kitap formatında yayınlanan ve 198 sayfadan oluşan Limes dergisine verdiği bir röportajında uluslararası ilişkilerde önemli olabilecek bir unsurun da altını çizen Franco Frattini; “Dışişleri bakanlığı görevimin başlarında, Avrupa Konseyi’nin zirve toplantılarının açılışında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu aday ülkelerin liderleri de masada otururdu. Ancak bu geleneği kaybettik. Çünkü bazı aday ülkeler, ‘masada Türkiye olmasa da olur’ dedi. Bunun üzerine Türkiye’yle birlikte diğer aday ülkeleri masaya almamaya başladık. Sadece bu değil AB, Türkiye karşısında bir dizi hatalar yaptı. Suriye’de yaşanan dramın ardından Türkiye’ye yüz binlerce kişi göç etti. Ancak Avrupa, bu zor döneminde de yine Türkiye’nin yanında olmadı ve pek çok açıdan iki yüzlü davrandı.” dedi. Vize muafiyeti ve geri kabul anlaşması konusunda da AB ülkelerinin Türkiye’ye iki yüzlü davrandığının altını çizen Frattini, “NATO üyesi ülkelerin, dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korumak için Türkiye’ye patriotlar yerleştirme kararı da önemli bir jestti ama yeterli değildi” diye sözlerini sürdürdü. Frattini, İtalya’nın jeopolitik, tarihi, kültürel bakımdan ve dış politikasının gereği açısından, AB ile bağların kopmaması için hem Türkiye’yi hem de AB ülkelerini cesaretlendirmesi gerektiğini de sözlerine eklemiştir. (Kaynak: 18.07.2013, Milliyet)

Franco Frattini 2010 yılında Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesine verdiği bir röportajında; “Brüksel kafasını ellerinin arasına alıp düşünsün.” yorumunda bulunarak “Bir an önce Avrupa Türkiye'ye karşı ne gibi hatalar yaptığını düşünmeli. Kanımca biz Avrupalılar, Türkleri yanımıza çekmek yerine fazlasıyla Doğu’ya ittik. Bu Avrupa’nın çıkarına değil. AB’de sırf bir üye engellediği için gıda güvenliği gibi basit bir konuda bile konuşamadık. Bunun sonuçlarına hepimiz birlikte katlanmak zorundayız” ifadelerini kullandı. (Kaynak: 10.06.2010, CNNTÜRK)

İtalya Dışişleri eski Bakanı Franco Frattini’den aldığım 18 Haziran 2016 tarihli bir cevap eposta mesajında ise; “Belki işiniz için Roma’ya seyahat edebilirsiniz. Bu durumda sizinle tekrar görüşmekten mutluluk duyacağım. Eminim ki birçok arkadaşım da sizinle konuşmak için ilgi duyabilir.” dedi.

 

Bu Haberlerede Göz Attınızmı ?