GEREKLİ TEDBİRLER ALINMAZSA EKONOMİDE ZOR GÜNLER BEKLİYOR

TÜRMOB Genel Sekreteri Yahya Arıkan, büyüyen Türkiye ekonomisinin son zamanlarda dolar kuru, ihracata dayalı büyüme modeli olarak ifade edilen yeni ekonomik modele geçişten dolayı ekonomide hızlı bir daralmaya geçileceğini açıkladı.

info@karadenizekonomi.com / 7.02.2022

GEREKLİ TEDBİRLER ALINMAZSA EKONOMİDE ZOR GÜNLER BEKLİYOR

TÜRMOB Genel Sekreteri Yahya Arıkan, “Türkiye ekonomisi 2021 yılında, dünya ortalamasının (%5,9 civarında) üzerinde aşan oranda güçlü bir büyüme performansı göstereceği anlaşılmaktadır. Ancak bu büyümenin 2022 yılında %3,3 civarına düşeceği öngörülmektedir. Diğer bir deyişle 2022'de ekonomide hızlı bir daralma beklenmektedir. Gerçekte Türkiye'nin kendine özgü yapısal, ekonomik, etik, siyasal, yönetsel, kurumsal, hukuksal, demokratik, kültürel, çevresel ve jeopolitik sorunları bulunmaktadır. Daha da önemlisi bunların çoğu biri birini besleyen ve tetikleyen sorunlardır. Ayrıca yaşanan küresel kriz her ülkeyi aynı düzeyde sıkıntıya sokmamıştır.  Ekonomisi güçlü, ileri teknoloji üreten, sanayi 4’e geçmiş, dış ticaret fazlası veren, bütçe fazlası olan, yeterli döviz rezervleri olan veya para birimleri konvertible olan ülkelerin sorunları daha azdır” diyerek Türkiye’nin ekonomi sorunlarını şu başlıklar altında özetledi…

Türkiye ekonomisinin birinci sorunu Büyüme sorunudur.

Maalesef Covid-19 nedeniyle hedeflenen büyüme yüzde 5’lerin altında yüzde 3.3 gibi bir büyüme düşünülüyor.

Türkiye ekonomisinin ikinci sorunu finansman sorunudur.

Türkiye, büyümesini sürdürülebilmek için gerekli olan kaynakları yaratamamaktadır. İç tasarruflar artıramadığı gibi, dış tasarruflara erişim konusunda sorunları bulunmaktadır. Doğrudan yabancı sermaye girişleri konut yatırımları hariç neredeyse durmuştur. Yükselen risk primi (542 baz puan) nedeniyle borçlanma maliyetleri artmış ilaveten, uluslararası sermaye piyasalarının Türkiye’ye yönelik risk iştahındaki azalmaya bağlı olarak bu piyasalardan kaynak bulmak zorlaşmıştır.

Üçüncü önemli sorunumuz enflasyondur.

2021 yılına enflasyonu düşürme hedefi ile başlayan Türkiye, bu hedefi sağlamakta başarılı olamamış ve ÜFE'de hiçbir şekilde öngörülemeyen %79,89 gibi yüksek bir seviyeye gelinmiştir. TÜFE rakamı ise %36,08 olarak gerçekleşmiştir. 2022 yılının en azından ilk yarısının yüksek enflasyon oranları ile geçileceğini göstermektedir. Hazine ve Maliye Bakanı, 2022’de enflasyonun %40’lar civarında olacağını söylemiştir.

Dördüncü sorunumuz ekonominin dolarizasyonudur.

Türkiye ekonomisinde ciddi bir dolarizasyon riski oluşmuştur. Türkiye’de, 2021 yıl sonu itibariyle tasarrufların %62,7’si döviz niteliğinde tutulmaktadır. Merkez bankasının verilerine göre, 2021 yılı sonuna gelindiğinde, yurtiçi yerleşiklerin bankalardaki döviz mevduatları 237 milyar USD üzerindedir.

Beşinci önemli sorunumuz kronikleşen işsizliktir.

Türkiye ekonomisi, yüksek oranlarda büyüdüğü dönemlerde dahi işsizlikte mutlak başarının elde edememiştir. 2001 krizinden sonra dahi %10’un altında olan işsizlik oranları, birkaç yıl hariç hiç %10’un oranının altına gelememiştir. 2011 sonrası dönem incelendiğinde, işsizlik oranının sürekli olarak artış gösterdiği görülüyor.

Altıncı sorunumuz, gelir dağılımındaki bozukluk ve artan yoksullaşmadır.

Gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik oluştu. 2013 yılında kişi başına milli gelir 12 bin 400 dolar iken bugün 8 bin 400 dolara düştü. Geldiğimiz noktada bu gelişme, Türkiye’de fakirlik yaratmaktadır.

Yedinci sorunumuz, yerli tarımın çökmesi ve gıda güvenliğinin yok olmasıdır.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin sorunlarını çözmek için yapacakları öncelik sıralamasının belki en başında tarım gelmelidir. 2021, tarımdaki üreticiler için zor bir yıl oldu, zirai ilaç, gübre, yem, tohum, mazot gibi tümü ithal edilen girdi fiyatları çok yükseldi. Çiftçiler kredi borçlarını ödemekte zorlandılar.

Büyüyen Türkiye Ekonomisinin son zamanlarda dolar kuru, ihracata dayalı büyüme modeli olarak ifade edilen yeni ekonomik modele geçişten dolayı ekonomide hızlı bir daralmaya geçileceğini açıklayan Türkiye Serbest Muhasebeci, Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) Genel Sekreteri Yahya Arıkan, Murat Gürsoy’la Karadeniz Sohbetlerinde TÜRMOB’un hazırlamış olduğu raporu da anlatarak şu açıklamaları yaptı:

“Türkiye 2020 yılında, KGF kefaleti ile kredi genişlemelerine, konut kredisi desteklerine, ithalata ve tüketime dayalı bir büyüme yakalarken, 2021 yılında, yurtiçi ve yurtdışı talep, büyümenin tetikleyicileri olmuştur. Yurtiçi talep, uygulanan genişlemeci kredi politikası ile canlı tutulurken yurtdışı talep, döviz kurlarındaki artışlara ve jeopolitik avantajlara bağlı olarak ekonomik büyüme desteklenmiştir.

Ekonomi yönetimi, "... kurları kontrol etmekten vazgeçtiğini ve değersiz Türk lirasının yaratacağı rekabet gücünü kullanarak dış ticaret ve dolayısıyla cari dengeyi sağlama..." yoluna gideceğini ve yeni ekonomik modele geçtiğini açıklamıştır.

İhracata dayalı büyüme modeli olarak da ifade edilen yeni ekonomik modele göre; Türk lirasının zayıflaması ihracatı artıracak, ithal mallar pahalı hale geleceği için ithalatı azaltacak ve cari denge sağlanacaktır. Modelin bir diğer ayağı olan düşük faiz politikasına uygun olarak faizlerin indirilmesi, bu sayede yatırımların artması ve büyüme/istihdam artışına ulaşılması öngörülmüştür.

Hemen ardından çelişkili bir politikayla, 20 Aralık'ta kur korumalı mevduat düzenlemesi getirilerek döviz kurunun kontrol edilmesi amaçlanmıştır. Ancak enflasyon yükselirken, döviz kurlarını, sadece talep koşullarına müdahale ederek çözmeye çalışmak bazı sorunların sadece ertelenmesine ve sonrasında daha güçlü biçimde ortaya çıkmasına yol açacaktır. Ayrıca politika faizindeki indirime rağmen piyasada mevduat ve kredi faizleri düşmemiş, aksine artmıştır.”

Bu haftaki Karadeniz Sohbetleri’nin konukları olarak TÜRMOB Genel Sekreteri Yahya Arıkan ile Ordu Serbest Meslek ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Bahadır Baş’ın, Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Gürsoy’a verdikleri yanıtlar ise şöyle…

 

Covid-19 ile başlayan Ekonomi ve sağlık başlıklı bir süreç var. Zor bir günlerden geçiyoruz. Ekonomide de zor günler bizi bekliyor. Neler söylemek istiyorsunuz?

Yahya Arıkan: 2020 yılı başında ortaya çıkan Korona virüsü (Covid-19) salgını, aşılamadaki artışa rağmen etkili olmaya devam ediyor. 2021 yılı ikinci yarısında önce "delta" sonra da "omicron" varyantları ekonomilerin yeniden kapanmasına neden olmaya başladı. Dünyada günlük vaka sayısı 2 milyonu, toplam ölüm sayısı 5,5 milyonu aştı.

Türkiye'de ise vaka sayılarında yeni rekorlar kırılıyor. Öyle ki, resmi rakamlara göre; Türkiye'de günlük 80 binlere varan vaka sayıları 200 civarında gözüken covid nedenli ölümler artık normal görülmeye başlandı. Hem sağlık tedbirlerindeki yetersizlikler hem de ekonomiyi kurtarma adına, insan sağlığı hiçe sayılarak her alanda tedbirler gevşetiliyor.

 

Pandeminin Dünya üzerinde ekonomilere etkileri devam ediyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Yahya Arıkan: Pandemi, dünyada çok kritik durumdaki tedarik zincirlerinin kırılmasına yol açmış durumda; çip krizinde olduğu gibi oluşan benzeri tedarik problemleri, dünya genelinde de fiyat artışlarına yol açmıştır. Genel olarak pandemi döneminde belirsizlikler ve dolayısıyla ekonomik riskler artmış durumdadır.

Dünya genelinde 2021 yılında ekonomik toparlanma ve büyüme açısından bir momentum yakalanmış olmasına rağmen; sağlık krizinin, tedarik, lojistik ve üretim sorunlarının henüz aşılamamış olması, kalıcı hale gelen enflasyon ve önemli bir sorun olarak ortaya çıkan iklim krizinin de etkisiyle, 2022 yılında dünya ekonomilerinde büyüme oranlarının düşeceği ve işsizliğin artacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca IMF raporlarına göre, gelişmiş ekonomiler pandemi öncesi seviyelerine 2022 yılı sonunda ulaşabilecekken, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler ancak 2024 yılında pandemi öncesi seviyelerine yakalayabileceklerdir.

Dünya kapitalist sisteminin, borçlanmaya ve tüketmeye dayanan işleyişinin ürettiği önemli bir sorun da dünya toplam borç rakamının 2021 yılı sonunda 300 trilyon dolara ulaşmış olmasıdır. Bu rakam neredeyse dünya milli gelirinin 3,5 katı civarında. Faizlerdeki artış, borç probleminin büyümesine ve dramatik sonuçlar yaratabileceğine işaret etmektedir.

 

Pandeminin ülke ekonomisine sonuçlarını uzun vadede göreceğiz ama pandeminin ülke ekonomisine etkileri devam ediyor. TÜRMOB olarak bir rapor da hazırladınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Yahya Arıkan: Önümüzdeki günlerde yayınlanacak raporumuz ilk rapor değil. Sektörel analizler yaptık. Meslek odalarının ana görevi çözüm raporları hazırlamak olduğuna inanıyorum. KDV’de yapılacak sadeleştirme çok önemli bir konu öncelikle bunu belirtmekte fayda görüyorum. Bunun haricinde hazırladığımız rapor, 7 ana başlıktan oluştu.

Birincisi büyüme sorunu: Maalesef Covid-19 nedeniyle hedeflenen büyüme yüzde 5’lerin altında yüzde 3.3 gibi bir büyüme düşünülüyor. İkincisi finansman sorunu: 2021 yılında dış borç toplamı 435 Milyar doları bulmuş durumda. Vatandaşların bankalara ve finans kurumlarına borcu da yüksek bir rakam Bir Trilyon 75 Milyar liraya çıkmış vaziyette. Üçüncüsü Enflasyon konusu: Bu dönem enflasyon rakamı yükseldi. Hatta gerçek enflasyon rakamları konuşulmuyor. 2022 yılında enflasyon yüzde 40’lar seviyesinde öngörülüyor.  Dördüncüsü dolarizasyon sorunu: 2021 yılı itibariyle tasarrufların neredeyse yüzde 67’si dolar üzerinden yapılmakta. Biz bu konuyu da ciddi bir şekilde altını çizdik. Beşincisi işsizlik konusu: Gençlerimiz iş bulamamaktan dolayı yurtdışına gidip geliyorlar. 2022’de işsizlik oranı yüzde 22.1 olarak öngörülmekte. Altıncısı gelir dağılımı: Gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik oluştu. 2013 yılında kişi başına milli gelir 12 bin 400 dolar iken bugün 8 bin 400 dolara düştü. Yedincisi yerli tarımın çökmesi: Tarım bizim herşeyimiz. Bu raporumuzda sadece tespit yapmadık, aynı zamanda çözüm yollarını da ortaya koyduk. Bu raporumuzla ülke ekonomisine katkı sunmuş oluruz.

Bahadır Baş: Dünya’da pandeminin başlamasından beri bir dayanışma kavramı ortaya çıkıyor. TÜRMOB, ülkemizde bu dayanışma kavramının hakkını veren önemli kurumların başında geliyor. TÜRMOB’un ayrıca çözüm odaklı çalışma anlayışı var.

Raporun çok boyutlu bakış açısı aslında ülkeye katma değer yaratan bir yaklaşım. Gelir adaletsizliği inanılmaz derecede büyük bir sorun. Kişi başına milli gelir 12 bin 400 dolardan 8 bin 500 dolara gerilemiş dedi. Bu yoksullaşma ve fakirleşme Türk toplumunda orta direğin kaybolmasına sebep oluyor. En fakir yüzde 20’nin milli gelirden aldığı pay yüzde 5.9 iken en zengin yüzde 20’nin milli gelirden aldığı pay yüzde 48 civarında. Yani arada 8 kat fark var. Yani çok artmaya başladı. En zengin ile en fakir yüzde 5’ baktığımızda bu 30 kata çıkıyor. Anadolu’nun en güçlü yanı orta direğin güçlü olmasıydı. Şimdi orta direğin kaybolduğunu görüyoruz.

Ordu’da son birkaç yıldır kişi başına milli gelirde gerileme var. Türkiye’nin 2020 yılında 8 bin 500 iken Ordu 5 bin 400 dolar. Yani Ordu, Türkiye’nin yarısı kadar. Ordu, komşu illere göre de kişi başına milli geliri en düşük il. Türkiye’nin önemli birkaç ürününü Ordu tek başına üretiyor ama bunları katma değerli yani sanayi tipi ürüne çeviremediği müddetçe bu sorunu yaşayacağız. Üniversitelerin şehirlere rehberlik etmesi, öncülük etmesi gerekiyor.

 

KDV’de yapılacak sadeleştirme derken ne demek istiyorsunuz, bunu biraz açabilir misiniz?

Yahya Arıkan: Aslında katma değer vergisi verginin enstrümanlarından bir tanesi. Çok sağlıklı bir vergi sisteminin yapılması lazım. Sadeleştirme derken bir havuz düşünün. Havuzdakini sadeleştirirken bir taraftan da doldurmanız gerekir. Son dönemde dile getirilen sadeleştirme son derece doğru. Öncelikle KDV sistemi tahakkuk esasından tahsil esasına geçirilmelidir. Devir katma değer sistemi işletmeler açısından bir yük. Bu da mutlaka çözülmeli. Çok farklı oranların daha anlaşılır, daha basit, daha sadeleşmesi gerekir. TÜRMOB olarak KDV’de sadeleştirme çalışmasını destekliyoruz. Raporumuzu da yakında Maliye Bakanlığına sunuyoruz.

 

Mali Müşavirlerin sorunları ve beklentileri nelerdir?

Bahadır Baş: Niye TÜRMOB tahakkuktan tahsil hesabını savunuyor? Bizim en büyük taleplerimiz şu, faturayı kesiyorum ama parasını tahsil edemiyorum. Belki icraya veriyorum yada tahsil edemiyorum ama KDV’sini vermek zorundayım. İş Dünyası şunu savunuyor, ben faturayı kestim ancak paramı alamamışsam niye KDV’sini ödüyorum. Söyledikleri radikal bir düzenleme. Tahakkuk işi çok doğru bir çalışma. Şirketlerin devreden KDV’lerini almalarını sağlarsak işletmelere büyük bir refah vermiş oluruz.

Sadece fındığı alıyorsanız yüzde 1 KDV alıyorsunuz ancak leblebiyle karıştırdığınızda ise yüzde 18 KDV ödemek zorunda kalıyorsunuz. Temel gıda ürünlerinde yüzde 8 KDV’nin mutlaka aşağıya çekilmesi gerekiyor. Pandemiden dolayı yine temizlik ürünlerinde yüzde 18 olan KDV oranı aşağıya çekilmeli. Serbest Meslek erbabı parasını tahsil etse de etmese de KDV’sini ödeyecek. Ama gelir de sen tahsil edersen öde. Giderde ödediğin gideri yazabiliyorsun. KDV’de ise ne olursa olsun sen bunu ödeyeceksin. Büyük bir çelişki var. Senelerdir talep ediliyor, bunun mutlaka düzeltilmesi gerekir.

TÜRMOB olarak ne tür faaliyetler yapıyorsunuz. Gündemde neler var?

Yahya Arıkan: TÜRMOB olarak sanal bir dünya var. Biz de bunu yakından takip ediyoruz. Bir de Dünya’nın gündeminde en önemli konu sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik konusunda neler yapılabilir birinci önemli konumuz bu. Covid-19 döneminde şevde kaldık ancak bu meslek evde yapılabilecek bir meslek değil. Yine eğitimler yapmamız gerekiyordu. Biz de eğitimler için köklü bir altyapı kurduk. Meslek mensubunun ekonominin can damarı olduğunu topluma anlatmaya çalıştık. Meslek sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Parlamentoyla çok sıkı bir bağ kurduk. Geçici verginin son döneminin kaldırılması isteğimiz çözümlendi. Meslek mensubunda Covid-19 döneminde mücbir sebep olmadığından bununla ilgili çalışmalar sonunda adımlar atıldı. Vergi dairesi ve SGK raporlar düzenliyor. Bunların keyfi olmamasını istedik. Vergi denetim kurulu başkanıyla birlikte çözüm üretmeye çalışıyoruz birlikte. Meslektaşın temel sorunlarını TÜRMOB olarak her zaman çözmeye çalışıyoruz.

 

Karadeniz Oda Başkanları toplantınız hakkında neler söylemek istersiniz?

Bahadır Baş: Mesleğimiz hayatın her alanına dokunuyor. Bu yüzden tek bir parametresi yok. Çok alanla ilgileniyoruz. Sorunların bitmesi diye bir kavram yok. TÜRMOB sorunlara katı tutumları tek yönlü bakışları kırdı. Bütün oda başkanlarının talep ve görüşlerini bir potada toplayıp ilgili daire başkanlarıyla bir araya gelerek bunu sunabilme şansı verdi. Bazı e-uygulamaların hayata geçmesinde TÜRMOB’un kamu kurumlarıyla ortak işbirliğinin sağlaması bizlerin mesleği icra etmemizi kolaylaştırdı. Mali müşavirlerin sorunlarının dinamik olduğunu söylemek istiyorum. Ancak benim çok önemsediğim bir alan müteselsil sorumluluk konusu var. Mali müşavirlerin bu sorumluluklarının bir üst sınırı olması lazım. Sınırsız bir sorumluluk olamaz. İkinci bir sorun ise arabuluculuk konusu. Bir haksızlık olarak düşünüyorum. Kimi uyuşmazlıklarda arabuluculuk hakkı veriyorsunuz ancak bir ticari uyuşmazlıkta yada işçi işveren uyuşmazlığında böyle bir arabuluculuk yetkisi vermiyorsunuz. Dünya uygulamalarına bakılması lazım. Dünya’da her meslek kendi alanıyla ilgili arabuluculuk yapabiliyor.

 

İş Dünyasında ve meslek örgütlenmesinde en büyük sorun nedir, açıklayabilir misiniz?

Yahya Arıkan: İş Dünyasında da meslek örgütlenmesinde de en büyük sorun iletişim konusu. TÜRMOB’un 7/24 açık iki whatsapp grubumuz var. Bir tanesi oda başkanlarına bilgi aktarıyor hızlı bir şekilde yazışmalar olmadan. Diğeri Kamu idaresinin yer aldığı whatsapp grubu. Türkiye’nin herhangi bir yerindeki bir olay hemen oraya düşüyor ve kamu yetkilileri birlikte çözüyorlar. TÜRMOB’un vizyonu bu: Üniversiteyle barışık olacak, kamuyla barışık olacak, iş dünyası ile barışık olacak, meslek mensuplarıyla barışık olacak.

 

MURAT GÜRSOY

KARADENİZ EKONOMİ

 

 

Kapat
× Anasayfa Abone ol Tüm haberler Ekonomi Bölgesel Şirketler Gündem Belediye Sektörler Politika e-Dergi e-Gazete Web TV Künye Karadeniz sohbetleri Yazarlar