Özgür Özel: Kılıçdaroğlu aramış, dönmenin bir manası yok

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisini aradığını ancak geri dönmediğini açıkladı.

info@karadenizekonomi.com / 22.05.2026

Özgür Özel: Kılıçdaroğlu aramış, dönmenin bir manası yok

Özel ayrıca Yargıtay'a başvuru yaptıklarını, Yüksek Seçim Kurulu'na başvuru yapacaklarını belirterek "Beni koltuktan kaldırmaya çalışıyorlar ya onlara söylüyorum oturmayacağım koltuk mutlu, mesut, güvenli muhalefet liderliği koltuğudur. Konforlu muhalefet partisi genel başkanlığı koltuğunu reddediyorum." ifadelerini kullandı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, CHP için mutlak butlan kararı verdi.  4-5 Kasım 2023'te CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nın iptaline karar verildi. 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MYK ve YDK üyelerinin görevden uzaklaştırılmasına karar verildi. Mahkeme Kemal Kılıçdaroğlu, PM ve YDK üyelerinin tedbiren görev üstlenmesini de kararlaştırdı.

Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde açıklamalarda bulundu.

Özel'in açıklamalarından satır başları:

 

"Bugün Türk demokrasisi adına kara bir gün. Bugüne nasıl geldiğimiz kısaca özetlemek isterim. Hikayemiz Mayıs 2023'te başladı. Türkiye'yi yeniden ayağa kaldırmaya, demokratikleştirmeye, o seçimi kazanmaya çok istekliydik, tüm Türkiye istekliydi. Ancak o seçimi kazanamadık. En büyük sorumluluk CHP'deydi. Millet o gün partimizden bir duygusal kopuş yaşamaktaydı. CHP'nin özeleştiri yapması lazımdı ve milletin gönlünde kabul görmesi lazımdı. Bu duygu durumu içinde biz CHP değişmelidir dedik. Sonra görevi hep birlikte üstlendik.

"Delege sokağın sesini dinledi, değişime karar verdi"

Aday dahi olamayacağımızı, 60 imza dahi bulamayacağımızı söylediler. Bütün Türkiye'yi, il kongrelerini gezdik. Dediler ki delegeleri ikna edemezsiniz. Dedik ki 'O delegeyi saçını kestirdiği berberi, apartmanındaki öğrenci, torunu, eşi ikna edecek'. Delegelerimize 'En güvendiğinizle konuşun, kurultaya öyle gelin' dedim. Kurultayda 'Delege sokağın sesini dinle' diye bağırıldı. Delege de bu sesi dinledi, değişime karar verdi. O kurultaydan sonra bizim sevincimizin kimsenin mağlubiyeti olmasını istemedik.

"O gece bize savaş açmaya niyetlenmişler"

Bana 'Sana devlet geldi mi?' diye sordular. İcazet almadan değişim olmazmış. Kimseden icazet almadan değişebileceğini bütün Türkiye'ye ve dünyaya gösterdik. Bizden onay almadan değişim olmaz diyenler o gece bize savaş açmaya niyetlenmişler. Önümüzde seçimlere dört ay vardı. 1 Nisan'da felaket, kayıp bekleyenler, parti tarihinin en kısa genel başkanlığını yapacak diyenler, o akşam televizyonda en büyük yerel seçim başarısını gördüler. AK Parti'nin kara düzenine, müesses nizama esas çomağı da orada soktuk. Bunu görmeyen, bilmeyen, yaşamayan var mı? Bizim suçumuz 47 yıl sonra CHP'yi birinci parti yapmak, AK Parti'yi ilk kez yenmek. Bizim suçumuz günahımız bu.

"Mutlu mesut muhalefet liderliği koltuğunu reddediyorum"

Demokrasi sandıkla gelenin sandıkla gitmesidir. Göstermelik kurultay yapanlar, demokrasiyi güya savunanlar, bir kere kaybedince milli iradeyi yerle bir ettiler. Birileri kurultayı kazanmamızı, diğerleri yerel seçimleri kazanmamızı hazmedemedi. Müesses nizamın kazanmasını istediklerinin kazanmasına alışık olanlar, müesses nizama itiraz edenlerin zaferi ile hiçbir zaman barışamadılar. Hiçbir zaman bunu hazmedemediler. Maalesef milletin kararına savaş açmayı tercih ettiler. Siyaset üretemeyince yargı kollarını kurdular. O yargı kolları 19 Mart 2025’te sivil darbeye kalkıştı. Onu sandıkta dört kez yenen, 15,5 milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı gösterdiği, 25,5 milyon kişinin özgürlüğü için imza verdiği birisini 14 aydır hapiste tutuyorlar. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu. Bize kenardan, sağdan, soldan, açıktan, grup toplantısından ‘Ekrem’i bırak, mücadeleyi bırak. Ankara’ya dön. Ankara merkezli siyaset yap, partinin başında otur.’ Oturmadık o koltukta. Oturmayacağım o koltukta. Hani beni bir koltuktan kaldırmaya çalışıyorlar ya. Onlara söylüyorum, oturmayacağım koltuk; mutlu, mesut, güvenli muhalefet liderliği koltuğudur. Ben bu koltuğu reddediyorum. Ben partimin genel başkanını iktidar koltuğunda oturtmak, partimin Cumhurbaşkanı adayını Cumhurbaşkanı koltuğunda oturtmak, partimin yöneticilerini bakan koltuklarında oturtmak için mücadele ediyorum. Reddediyorum… Konforlu muhalefet partisi genel başkanlığı koltuğunu reddediyorum. Sarayın icazetiyle, yargısının açtığı yolla o koltukta oturmadım. Oturmam. Kimse oturmamalıdır. Bu millet kendine rağmen kimseyi o koltuğa oturtmaz.

"Adaylığı kabul etseydim benden iyisi yoktu"

Bugün geldiğimiz aşamada seçim kazanma suçuna ilave olarak, kazanacak bir cumhurbaşkanı adayı belirleme, kendisi bir yerlere heves edip, kazanacak cumhurbaşkanı adayı göstermek yerine kendini aday göstermeme ya da o aday olamıyorsa onun yerine ‘Fırsat bu fırsat ben varım’ deyip bir ihtiras koymak yerine; ‘En doğru adayı bulurum. Amacım partimi iktidar yapmak, mağdurun, mazlumun yüzünü güldürmek’ demek suçundan da halen daha saldırı altındayım. Cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etseydim, ‘Ben aday olurum, Ekrem gitti’ deseydim, Ekrem’e sırtımı dönseydim, Mansur Yavaş gibi bir seçeneği tüketseydim, benden iyisi yoktu arkadaşlar. Şu anda siz de evlerinizde rahattınız, ben de bu koltukta rahat oturuyordum. Ama ben o değilim, biz o değiliz. Bu yüzden bugün koltuğundan, makamından geldikleri görevlerden edilmek istenenler, kendileri ile ilgili ihtirasları, hevesleri değil; milletle ilgili kararlılıkları olanlardır.

"Bana 30 sene bu koltukta oturmayı teklif ediyor rejim"

20 bin lira emekli maaşına mahkum edilenlerin 1,5 asgari ücret emekli maaşını almasını, asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunanlar; bu hayallerinden vazgeçseler maaşlarını alıp bu koltuklarda onlarca yıl oturabilirler. Yaşımız müsait. Bana 30 sene bu koltukta oturmayı teklif ediyor rejim. Onu rahatsız etmeden, kendi rahatımı düşünerek. 50 yaşındayım ben, 51. 30 sene oturabilirim o koltukta. Ama bu ülkenin 80 yaşına kadar muhalefet koltuğunun tadını çıkaran genel başkanlara değil; muhalefette olduğu her günden ıstırap duyan, bu milletin sorunlarını çözecek bir iktidarı kuracak bir genel başkana ihtiyacı var.

"Bu kararın mağduru millettir"

Net söylüyorum. Mesele ne Özgür Özel meselesidir, ne de kurultayın göreve getirdiği her birimizin şahsi meselesidir. Şahsi çıkarlarımızı reddederek, her türlü kirli teklife ‘Hayır’ diyerek, her türlü işbirliği teklifine içeriden - dışarıdan ‘Hayır’ diyerek, doğru bildiğimiz yolda yürüyerek bugüne geldik biz. Bu mesele bizim değil, milletin meselesidir. Bu savaş bize değil, millete karşı açılmıştır. Bu darbe bize değil, millete yapılmıştır. Bu darbe milletin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan sandığa, seçme ve seçilme hakkına karşı yapılmıştır. 19 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayına, 21 Mayıs’ta da geleceğin iktidar partisine darbe yapılmıştır. Mesele, bu darbeye teslim olup olmama meselesidir. Bu kararın mağduru millettir ve maalesef çok daha ağır bedeller ödeyecektir. 86 milyondur bunun mağduru.

"Yarım saat içinde verdikleri zarar 10 milyar dolar"

Geçen sene 19 Mart darbesinin 60 milyar dolarlık kaybının nasıl düşmekte olan enflasyonu tırmandırdığını, hayat pahalılığını nasır körüklediğini, İran savaşına da nasıl bizi hazırlıksız yakaladığını herkes konuşurken, karar yarın piyasalar kapanacakken yüklenecekken ama bir grubun, endişeli bir grubun Erdoğan’a koşup ‘Yapmayalım, etmeyelim. Aman ha’ derken, ‘Eyvah Erdoğan’ı ikna ederlerse’ diye bugünden kararı 16.30’dan yükletenlerin ülke ekonomisine yarım saat içinde verdikleri zarar 10 milyar dolardır. Resmi rakamlar arkadaşlar. Yarın herkesin izleyeceği, piyasa oyuncularının, piyasadaki yetkili kuruluşların verdiği rakam yarım saatte borsadaki o yüzde 8,5’lik düşüşle birlikte yakılan rezerv 10 milyar dolardır. An itibari ile vadeli işlemler piyasasında tüm hisse senetleri için en dipten satıcı vardır, alıcı yoktur.

"Yarın böyle bir felakete uyanacağız"

Yarın böyle bir felakete uyanacağız. Bunun için yakılacak her rezerv milletin gelecekte daha pahalıya et, daha pahalıya süt, daha pahalıya ekmek, çocuğunun ayağına daha pahalıya ayakkabı alması ve artık alamaması sonucunu doğuracaktır. Bunların hepsi 19 Mart’taki o akılalmaz, vicdansız, hesapsız - kitapsız darbecilerin ‘Biz Ekrem’i içeri attık ama onun hırsızlığına kimseyi ikna edemedik, yolsuzluğuna ikna edemedik, ajanlığına ikna edemedik. Çünkü CHP’yi durduramadık. CHP’nin belini kıramadık. Özgür Özer’in belini kırmalıyız, CHP’nin belini kırmalıyız ki orada yatan masumların üstüne beton dökmeliyiz. O da seçenek olmaktan çıksın. CHP de seçenek olmaktan çıksın…' diye.

"Bu kararla hiçbir partinin kongresinin artık bir garantisi kalmadı"

Erdoğan milleti adaysız, partisiz, lidersiz ve seçeneksiz bırakmanın çabası içindedir. Erdoğan CHP’yi AK Parti’nin butlan kollarına yönettirme niyetindedir. Cumhuriyet Halk Partisi tüm darbecilere, tüm işbirlikçilerine, ve onların kariyer ihtiraslarına karşı dimdik ayaktadır. Şunu herkes bilsin ki Cumhuriyet Halk Partisi, bugün kendisini savunma peşinde değildir, Özgür Özel kendisini savunma peşinde değildir. Bunu yapacak olsak bu imkanlar vardı, hepsini elimizin tersiyle ittik. Cumhuriyet Halk Partisi bugün kurduğu Cumhuriyeti, demokrasiyi, sandığı ve sandıktaki değişime umut bağlamış on milyonları, bu milletin bütün evlatlarını savunmak durumundadır. Siyasi partiler, anayasanın 68’nci maddesine göre demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. Siyasi partileri ayakta tutan üyeleri, delegeleri, kongreleri ve kurultaylarıdır. Bu kararla hiçbir partinin kongresinin artık bir garantisi kalmamıştır. Seçim hukuku vardır, itiraz süreleri vardır. Seçim hukukunun dışında başka mahkemelerin bu işlere karışması Yüksek Seçim Kurulu’nu yok saymaktır. Seçim hukuku güvencesini yok saymaktır. Artık hiçbir siyasinin koltuğunda güvenle oturmaması demektir. Çünkü bir asliye hukuk mahkemesini ayarlayanın istediğini indirme, istediğini bindirme yetkisi tanımlanmaya çalışılmaktadır. Mücadele edilen meselenin kendisi de budur.

"Yargıtay'a itirazımızı yaptık, YSK'ya da başvuracağız"

Biz bugün ilk itirazımızı, tedbir kararının kaldırılması da içerecek şekilde Yargıtay’a harcını da yatırarak süresi içinde yaptık. Yarın Yüksek Seçim Kurulu’nun bize vermiş olduğu, İstanbul’daki kayyım kararlarının üstüne, defalarca aldığı istikrarlı kararlarla yaptırmış olduğu kongre sonucunda verdiği mazbataya sahip çıkması için Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracağız. Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığımız başvuru, Yargıtay’a tedbirin durdurulmasına yönelik yaptığımız başvuruların en acil, en hızlı şekilde ele alınarak YSK‘nın Anayasa’da 79’ncu maddede kendisine münhasır tanınan görev-sorumluluk alanına sahip çıkmasını, kendisine sahip çıkmasını, siyasi partiler rejimine sahip çıkmasını bekliyoruz. Yargıtay’ın tedbir kararını kaldırarak Türkiye’yi bir felaketten kurtarmasını bekliyoruz.

"Bu gece bir umut gecesine dönüştü"

Şu kadarını söylemem lazım, bu gece, Türkiye demokrasisi açısından bir kara gündür. Ama bu gecenin bir felaket, bir matem gecesi olmaktan bir umut gecesine dönüştüğünü büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim. Elbette bir yanda; butlana toplumdan verilmeyen destek, boş bir sokak, telaşlı muhterisler, çarpık çurpuk açıklamalar. Bir tarafta; partisine sahip çıkan, demokrasiye sahip çıkanlar ve bu Ankara ile sınırlı değil, 81 ilde, tüm ilçelerde ışıkları yanan, önü dolan, sokaklara taşan, yürüyüşler yapan demokratlar, Cumhuriyet Halk Partililer ve onlarla dayanışmaya gelmiş demokratlar.

"Muhalefet bu akşam tarihe geçmiştir"

Özellikle şu ana kadar bu hukuksuz karara istisnasız tepki gösteren ve bizimle dayanışma içinde olan tüm siyasi partilerin. Hepiniz takip ettiniz, tamamı telefon açtı genel başkanların. Dönemediklerim var birkaç tane. Bu açıklamalardan sonra kendilerine döneceğim. Sosyal medya paylaşımları, bütün programlar kesildi, merkez yönetim kurulları toplantıya çağrıldı. CHP’ye sahip çıkmaya koşmuyor diğer siyasi partiler. CHP’nin de kendilerinin de içinde bulunduğu demokratik rekabet zemine sahip çıkıyorlar. Bugün bir mahkeme kararının bir bakan tarafından telaşla ve bir basın toplantısıyla savunulup sahiplenilmesi meselesi utanç vericidir. Tarihte görülmemiş iştir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi içinde yaşadığı ve kıymetli gördüğüm bir sessizliğin, yarın demokrasiden yana bir tavıra evrilmesi ihtimali çok düşük bir ihtimal olmakla birlikte, bizim için değil; kendileri için, gelecekleri için, kendilerini de yok edecek, insan yiyen, demokrasi yiyen, siyasetçi yiyen bu yamyam virüse karşı bir tedbir almaları ihtimali çok kıymetlidir. Yoksa o virüs, muhalefeti yiyince doymaz. Aynı apartmandayız. Bizim ev yanarsa, apartman yanar. Biz bir ormanda yaşıyoruz. Bizim ağaç yanarsa, orman yanar. Bunca yıl iktidar olup da şimdi gelinen noktada savrulunan nokta, fevkalade tehlikelidir. Muhalefet bugün akşam gösterdiği dayanışmayla öyle sınıfı falan geçmemiştir. Öyle yazan-çizen var. Muhalefet tarihe geçmiştir bu akşam. Şanlıurfa Barosu’nun ilk açıklamayı yapması ve takip eden Türkiye’de onlarca baronun peşi sıra yaptıkları açıklamalar kıymetlidir. Sendikaların, meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin peşi sıra yaptıkları açıklamalar bu geceyi bir matem, bir yas, bir kara geceden bir umut gecesine hızlı şekilde dönüştürmüştür.

"Buradayız, bu darbeye sonuna kadar direneceğiz"

Cumhuriyet Halk Partisi’nin elbette bu darbeye karşı bir direnci, bir eylemliliği, hazırladığı bir eylemlilik planı vardır. Bütün paydaşlarla çalışılıp, bütün paydaşlar açık tartışılacaktır. Ama herkes şunu bilsin ki; Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye, bu darbeye asla ve asla teslim olmayacaktır. Zira, bizim sözümüz seçimlerden önce ‘Bu binanın ışıkları, bu seçim akşamı sönmeyecek, sabaha kadar yanacak’ olmuştu. ‘81 il başkanlığımızın ışıkları sönmeyecek, sabaha kadar yanacak’ olmuştu. ‘Kadın Kolları, tülbenti sirkeye basıp başına sarıp, karanlık odada uyumaya çalışmayacak, o tülbenti mutluluktan sallayacak’ olmuştur. Bu gece, seçim akşamı ışığı açık tutanların, sabaha kadar ışıklarını açık tuttuğu ve gelecek seçimde bu binanın ışıkları erkenden kapanmasın diye baba ocağına sahip çıktıkları bir gecedir. Buradayız, bu darbeye sonuna kadar direneceğiz.

"Herkesi direnişe, mücadeleye, teslim olmamaya, bir arada durmaya davet ediyorum"

Bize karşı plan yapanlara söylüyorum. İki tarafa da. Birisi, Sayın Erdoğan’ın çok tekrarladığı, zaman zaman tekrarladığı bir ayeti hatırlatırım. Erdoğan’dan bunu duyduğunda bu ayeti Erdoğan’dan duyduğunda duygulananlara, bugün de bu ayeti duyup duygulanıyorsanız umut vardır. ‘Onlar sana tuzak kurarken Allah da karşı planlar yapıyordur. Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.’ Bunu Erdoğan’ın ağzından duyup da ‘ya’ diyenlere bunu bir sefer de bir düşünün bakalım. Bu yapılan size, partinize, seçtiklerinize yapılsaydı ne hissederdiniz? Diğer yandan bir diğer temenniyi de bir diğer taraftan bir başka duyguyla ifade etmek isterim. Yolumuz yolsuzluğa, yüzümüz nursuza, ömrümüz arsıza denk düşmesin inşallah. Sözümüze kıymet veren herkesi direnişe, mücadeleye, teslim olmamaya, bir arada durmaya ve çağrıldığı yer neresiyse oraya koşmaya, tepki yükseltmeye davet ediyorum.

"Kirli teklifleri reddediyoruz"

Yarın bir aklıselimin hakim olmasını, yanlışın üstüne yanlışla gidilmemesini, ülkenin geleceğinin karartılmamasını ümit ediyorum. Buradan sonra CHP’yi savunmak, bu partiyi savunmak rekabetli bir seçimi savunmaktan başka birşey değildir. Bizi teslim alırlarsa gelecek sandığı şimdiden teslim almış olurlar. O yüzden teslim olmayacağız. O yüzden gösterilen her dayanışmanın çok kıymetli olduğunu bir kez daha ifade veriyorum. Biz buradayız ve bütün o kirli teklifleri reddediyoruz. Biz müesses nizamın makbul muhalefet partisi olmak yerine her şeyi göze almışız ama müesses nizamı değiştirip mağdurların, mazlumların, emeklinin, emekçinin, çiftçinin ve gençlerin iktidarını kurmak üzere risk alıyoruz. Kendi konforlu koltuklarımızı, ‘Akıllı ol, otur’ diye teklif edenlere ‘Biz bu koltukları reddediyoruz, sadece ve sadece milletimizden yetki ve milletimizden destek bekliyoruz’ diyoruz. Onun dışında her türlü kirli teklife kapalıyız."

 

"Ne milleti ne partiyi yarı yolda bırakmayacağız"

Biz öncelikle mücadeleyi yükselteceğiz. Bunun yanında hukuk mücadelesi veriyoruz. Bunun yanında önümüzde hangi zeminin olacağı, o mahkeme kararının YSK tarafından nasıl yorumlanacağı, kabul edilip edilmeyeceği ve kabul edilirse ki daha önce örnekleri var, hangi hükümlerinin kabul edilip, hangi hükümlerinin tenzil edilip, hangi hükümlerinin farklı şekilde yorumlanacağını göreceğiz. Her mücadele zemininde güçlüyüz. Bizim net olarak durduğumuz bir yer var. Biz bize verilen bayrağı yere bırakmayız. Millet bayrağı verir. O bayrak elinde durduğu müddetçe senin arkanda durur. Zoru görünce bayrak atanı, kaçanın ya da bayrağı birisinin istediği gibi sallayanı hazzetmez ve bunu hazmetmez. O bayrak elimizde. Ölebiliriz ama milletin verdiği emaneti bırakmayız. Onun için her şartı zorlayacağız ve elimizdeki bayrağı bırakmayacağız. Elimizdeki bayrak bize partimizin verdiği bayraktır. Millet o bayrağı, o değişimi kuvvetli bir özeleştiriye saymıştır. Seçimlerde de tarihin en büyük yerel seçim zaferini bize yaşatmıştır. Millete borcumuz var; ne milleti, ne partiyi yarı yolda bırakmayız.

"Kılıçdaroğlu'nun telefonuna dönmedim"

Çok sayıda telefon gelmiş. Arayanlar arasında Sayın Kılıçdaroğlu var. Kendisinin telefonuna henüz dönmedim. Zaten hani dönüp de ne konuşacağız? Daha bugün Cumhuriyet Halk Partisi ‘Butlan kararı çıkarsa bu bir yargı kararıdır, biz yargıya saygılıyız’ diyen bir milletvekilini disipline vermişiz. O yüzden ben Sayın Kılıçdaroğlu’ndan daha önce şanla şerefle seçildiği, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı koltuğuna, AK Parti yargısının eliyle dönmek isteyeceğini ihtimal dahilinde görmek istemem. Ama birtakım açıklamalar, birtakım yaklaşımlar buna işaret ediyor. Bu durumda bu gecenin psikolojisi içinde o telefona açmanın, o telefona dönmenin bir manası olmaz. O telefon eğer bu yargının bu kararını meşrulaştırmak veya o kararla uzlaşmaksa, ben öyle bir şeyde uzlaşmam. Onunla uzlaşırsam milletle uzlaşamam. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu partimizin önceki dönem seçilmiş Genel Başkanıdır. Elbette telefonuna bir şekilde dönülecektir. Ona da düşüncelerimiz ifade edilecektir. Ancak bir butlan kararını meşru görmemi bekleyeceğini beklemem. Onun dışında kendisine, yani bunlar yaşanmasaydı zaten bayram günü ben arayacaktım Sayın Kılıçdaroğlu’nu. O aramış. O telefona bir şekilde dönülür. Ama o dönüş rejimle uzlaşma, saray yargısının kararını kabullenme ya da ona yönelik bir tutum içinde olma olamaz. Sayın Kılıçdaroğlu ile de bugünün şartları altında böyle bir diyalog zeminine girmeyi aramızdaki geçmiş hukuka da yakıştırmam. Sonuçta önümüzdeki dönem de partimizin geçmiş dönem Genel Başkanı olarak yine kendisine saygı duyacağız. Bir gerginlik yaratmak da istemem.

"Butlana karşı yedek partiyi düşünmeyiz"

Evet ben genel merkezdeyim, arkadaşlarımız genel merkezde. Buradan sonra gecesiyle, gündüzüyle genel merkezimizdeyiz. Emanete sahip çıkacağız. Nasıl Saraçhane’ye sahip çıktıysak, Genel Merkezimize de sahip çıkacağız. Bizi buraya sokağın sesini dinleyen delegeler oturttu. Ancak onlar kaldırabilir.

İkinci bir parti, bir yedek parti, bir başka parti seçeneği Türkiye’deki tüm siyasi partilerin gündeminde olabilir. Ama bu bir kapatma davasına karşı bir tedbirdir. Butlana karşı öyle bir tedbir düşünmedik, düşünmeyiz. Çünkü biz burada ev sahibiyiz. Kiracılar gider, ev sahipleri kalır. Baba ocağından ayrılmayı düşünmeyiz. Baba ocağında kimin oturacağına da baba ocağının gerçek sahipleri karar verirler. Ona asliye mahkemeleri falan karar veremez.

"Avukatlarımıza 'Karar bayramdan sonra’ dediler"

Ben istinaf mahkemesine hep saygılı bir dil kullandım. Çünkü çok baskı altında oldukları biliniyor olmasına rağmen istinaf mahkemesine arkadaşlarımız gittiğinde istinaf mahkemesi ‘Şöyle görüşüyoruz, böyle görüşüyoruz. Bu hafta müzakeremiz yok…’ Bu hafta pazartesi istinaf mahkemesinin başkanına gitti avukatlarımız. ‘Bu hafta müzakere yok. Karar bayramdan sonraya kaldı’ dediler. Bugün sabahleyin gidildiğinde ‘Müzakere yok dedik ya’ dediler. Sonra haber geldi; ‘Sayın Erdoğan ikna edildi. Mutlak butlan kararı yarın akşam sisteme yüklenecek.’ Zaten dün bir basın yayın kuruluşunda, her türlü gizli soruşturmanın belgelerinin sızdırıldığı, verildiği bir televizyon kanalında birisi çıkıp ‘Karar verildi, yarın - öbür gün yüklenecek’ diye de söylemişti. Biz bu sabah sorduğumuzda ya müzakere yok, nasıl karar alacağız diyen mahkeme başkanı öğleden sonra sorulduğunda 'Karar alındı, yüklenebilir' demeye başladılar.

Bu kararın kimin tarafından nerede alındığı, ne zaman yüklendiği açıkça ortada. Zaten memleket öyle bir hale gelmiş ki gazeteci televizyon kanalında dün çıkıyor karar alındı, şöyle olacak diyor. Sabah mahkeme başkanı daha karar almadık, müzakere bile etmedik diyor. Öyle bir yerlere gelmişiz. Kararların başka bir yerde yazıldığı, mahkeme başkanlarının heyetlerinin sadece bu kararları temize çektikleri, takdir ettikleri bir yere gelmiş. Saray yargısı böyle bir şey. O yüzden ben bu saray yargısının yetkilendirmelerine kimsenin önemi atfetmemesini, tarihin doğru yerinde durmalarını bekliyorum. Onun dışında memlekette artık her şey birbirine karışmış. Bırakın kuvvetler ayrıldığını bir kişinin, bir kuvvetin mahkeme kararını kendi verip, o gün alacağı karardan bihaber zavallı bir mahkeme başkanının durumuyla karşılaşırız. Daha ne diyelim yani."

"Biz ayaktayız, darbecilerin dizleri titriyor"

Basın toplantısının ardından genel merkez önünde toplanan kalabalığa seslenen Özgür Özel şunları söyledi:

En son bu otobüs buradayken, bu otobüsün üzerinde sizin karşınıza çıktığımda 31 Mart akşamıydı. Nüfusun yüzde 65'ine ekonominin yüzde 84'üne CHP'li belediye başkanlarının hizmet edeceği, CHP'nin 47 yıl sonra birinci parti olduğu, AK Parti'nin ilk kez yenildiği akşam buradaydık. İşte arkadaşlar, dostlar, oy verenler vermeyenler, suçumuz budur. Suçumuz kazanmak, AK Parti'yi yenmek, onu dört kez yenen birini Cumhurbaşkanı adayı göstermektir. Şimdi birileri bu binanın ışıkları ilk seçimde erkenden kapansın, CHP iktidar olmasın, AK Parti iktidarı sürsün diye Atatürk'ün kurduğu partiye bugün darbe girişiminde bulundu. Bu darbeciler hakim savcı cübbeleriyle gelirler. Ne haktan ne hukuktan ne vicdandan ne kul hakkından anlarlar. Saraçhane'de nasıl sizi görüp geri adım attılarsa, bunlar bir tek sizden, meydanlardan korkar. Buradan büyük memnuniyetle ifade ediyorum ki biz ayaktayız, darbecilerin dizi titriyor.

"Herkesi mücadeleye, direnişe, meydanlara davet ediyorum"

Buradan soruyorum ve Türkiye'ye sesleniyorum: Bu darbe girişimini püskürtmeye hazır mısınız, var mısınız? Beni kimin yöneteceğine ben karar veririm diyen herkesi mücadeleye, direnişe, meydanlara davet ediyorum. Bugün Ekrem Başkan içinde bulunduğumuz duruma tepkisini gösterdi. Programını iptal edip Londra'dan Türkiye'ye dönüş yolunda olan Mansur Başkanın selamlarını iletiyorum. Dayanışma duygularını ileten, CHP'ye değil demokrasiye sahip çıkan istisnasız bütün muhalefet partilerine yürekten teşekkür ediyorum. İlk açıklamayı yapan Şanlıurfa Barosu'na ve ardından CHP'nin yargı eliyle dizayn edilmesine tepki gösteren tüm barolara teşekkür ediyorum. Tüm sendikalara, meslek odalarına, birliklere ve sivil toplum örgütlerine yürekten teşekkür ediyorum.

"Kendi hırsları için bu milletin ekmeğiyle oynayanların gerekli cevabı alması lazım"

Bu karar yarın Türkiye ekonomisine kara bir gün yaşatacak. Bundan üzüntü duyuyoruz, endişe duyuyoruz. 19 Mart'ta bu hatayı yapanlar, 60 milyar dolar rezerv yakanlar dünyanın tek haneye indirdiği enflasyonu azdırdılar. Türkiye enflasyonda Avrupa'da birinci, dünyada beşinci. Türkiye'nin bir aylık enflasyonu yüz ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. Kendi hırsları için bu milletin ekmeğiyle oynayanların bu milletten gerekli cevabı alması lazım.

"Tehlike ortadan kalkana kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum"

Baba ocağına sahip çıkmak için nöbetteyiz, direnişteyiz. Bugün şu andan itibaren tehlike ortadan kalkana kadar, CHP'yi kimin yöneteceğine CHP'liler karar verene kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum. Majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz. Sarayın muhalefeti olmayacağız. Bana değil, partiye değil, ülkenin geleceğine sahip çıkmaya hazır mıyız?

"Gerekirse hayatı durduracağız"

Herkese sesleniyorum; gün bugündür, dönem bu dönemdir. Mücadeleye omuz verin, meydanları terk etmeyin. Onlar bir tek meydanlardan korkar. Ne zaman darbeciler geri adım atacak, o zamana kadar meydan meydan büyümeye var mısınız? Meydanların gücünü göreceksiniz, sessiz çoğunluğun sesini duyacaksınız. Gerekirse hayatı durduracağız, gerekirse tüketimden gelen gücümüzü kullanacağız ama teslim olmayacağız. Bundan sonra hiçbir şeyin sorumlusu ben değilim, sorumlusu darbecilerdir. Tek isteğim haklıyken haksız çıkmamak. O yüzden güvenlik güçlerine saygımızı koruyarak ama kanunsuz emirlere, önümüze konan bariyerlere takılmadan yürüyeceğiz. Geri çekilmezlerse vallahi de billahi de durmayacağız. Nereye yürümemiz gerekiyorsa oraya yürüyeceğiz."

Kapat
× Anasayfa Abone ol Tüm haberler Ekonomi Bölgesel Şirketler Gündem Belediye Sektörler Politika e-Dergi e-Gazete Web TV Künye Karadeniz sohbetleri Yazarlar