Dünya liginde bir onur abidesi

Murat Gürsoy ile Karadeniz Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu, başarılı iş adamı Onur Çetinceviz oldu.

info@karadenizekonomi.com / 4.05.2018

Dünya liginde bir onur abidesi

Murat Gürsoy ile Karadeniz Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu, Ordu’nun yüz akı isimlerinden merkezi Ankara’da bulunan Onur Group’un patronu Onur Çetinceviz. Onur Grup, aynı zamanda dünya çapında yüklenici firmalar listesinde hep ilk sıralarda yer alıyor. Başarılı işadamı Çetinceviz ile oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Gölbaşı’nda 130 dönümlük bir alanda 4 binin üstünde aracı barındıran şantiyedeki ofisinde bizi ağırlayan Çetinceviz, doğduğu mahalleden başlayarak üniversite yıllarına, iş hayatından geleceğe dönük projelerine kadar her soruya içtenlikle yanıt verdi.

-Sayın Çetinceviz; eminiz ki; her Ordulu sizi mutlaka çok yakından tanıyor ve memleketinize olan güçlü bağlarınızı biliyor. Buna rağmen pek gözönünde olmayı sevmiyorsunuz. Yine de kısaca kendinizi tanıtmanızı isteyeceğiz sizden.

-1952 Ordu doğumluyum. Kısa pantolonlarla dolaştığım büyüdüğüm yer Elmalık Mahallesi’dir. Üniversite yıllarına kadar olan eğitimimi Ordu’da tamamladım. Üniversite yıllarım İstanbul’da o zamanki adıyla İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde geçti. Sonrasında kardeşim İhsan Çetinceviz ile birlikte Çetin İşletmeleri’yle başlayan Onur Grup’a kadar uzanan bir yolculuk başladı. Evliyim; Aslı ve Seda adında iki kızım var. Onlar da grubun içinde aktif olarak görev almaktalar. Turizm ve havacılıkta Aslı, prefabrik yapıda Seda işin içinde yer alıyorlar.

-Öncelikli işiniz inşaat olmakla birlikte pek çok sektörde faaliyet göstermektesiniz. Hangi sektörlerdesiniz ve bu kadar farklı işi koordine etmek nasıl bir duygu?

-Aslında ilk kuruluşumuz 1980’li yılların başında Çetin İşletmeleri adıyla oldu. İlk zamanlarda taahhüt işleri yaptık. Daha sonra Onur Taahhüt ve İnşaat adıyla ikinci bir firmanın kuruluşunu gerçekleştirdik. Doğrusunu söylemek gerekirse zaman içinde “iş işi kovaladı”. Taahhüt sektörü lojistik sektörüne zorladı bizi. Derken; asfalt beton, makine kiralama, prefabrik yapı, madencilik, tarım, havacılık ve turizm alanlarında faaliyet göstererek bugüne geldik. Sorunuzun ikinci kısmına gelince; az önce de söylediğim gibi iş işi kovalıyor bazen. Koşullar, siz farkına varmadan yönlendiriyor hayatınızı. Eğer yatırımlarınız ve planlamanız doğruysa tabi.

-Turizm sektöründe yaptıklarınıza bakınca sadece yurtiçinde değil yurtdışında da yatırımlar görüyoruz. Yine uygun koşullar mı yönlendirdi sizi bu sektöre?

-Ülke ekonomisini yakından takip eden siz gazeteciler de bilirsiniz ki her büyük inşaat firmasının arka bahçesinde bir turizm yatırımı vardır. Bizim için de farklı olmadı. Bundan 6 yıl kadar önce Dalaman Sarıgerme’de, Hilton Dalaman Sarıgerme Resort&Spa faaliyete geçti. Orada yaptığımız şeyin doğruluğuna bir kez daha inandık. Zira orada gelen misafirlerin konforundan taviz vermeden, çevresel duyarlılığa katkıda bulunmalarını sağlayarak su, elektrik, enerji kullanımı ile kimyasal ve katı atık üretimini kontrol altına aldık. Bu da bize Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “yeşil yıldız” ödülü olarak geri döndü. Ayrıca uluslararası tatil derecelendirme ödülü olan “Gold Award” da bize ayrı bir mutluluk verdi. Yurt dışında da Ukrayna’da bir şehir oteli ile ilgili çalışmalarımız var. Lviv’de dört yıldızlı, 140 oda kapasiteli bir şehir oteli projemiz var. Bizi bu projeye biraz da Ukrayna ile içinde bulunduğumuz iyi ilişkiler zorladı. Lviv Belediyesi bu konuda ön ayak oldu.

-Grup olarak neden daha çok yurtdışındasınız? Türkiye’de iş yapmanın özel zorlukları nedeniyle mi daha çok dışarıda iş yapıyorsunuz? Ve hangi ülkelerde neler yapıyorsunuz?

-Bilerek ve isteyerek değil aslında. İş yaptığımız uluslararası ölçekteki büyük yerli firmaların çözüm ortağı olarak yola çıktığımızda ister istemez yurtdışı bağlantılarımız oluştu. Daha sonra kendimizi dünyanın pek çok yerinde işler yaparken bulduk. Hırvatistan, Ukrayna, Moldova, Suudi Arabistan, Umman ve Ekvador Ginesi. Tarım işi de yapıyoruz Ukrayna’da. Aşağı yukarı Türkiye ile aynı yüzölçümüne sahip bir ülke Ukrayna. Odessa’dan arabanıza bindiğinizde dümdüz bir ovada gidiyorsunuz. Orada 4 bin hektarlık bir alanda buğday, arpa, çavdar, arpa ve ayçiçeği üretimi yapıyoruz. Amacımız 5 bin dekarlık bir alana çıkarmak üretimi. Bu işleri yine kendi biçer döver, traktör ve ekipmanlarımızla yapıyoruz. Moldova’da taahhüt işlerimiz var. Suudi Arabistan’da 11 yıldır çalışıyoruz. Sharma bölgesinde üç yeni şehir yatırımı yapılıyor orada. 2030 yılına kadar tamamlanması planlanan 25 milyar dolarlık bir yatırımdan bahsediyorum. Birincisi ekonomi-finans, ikincisi turizm ve üçüncüsü bilim-teknik olmak üzere buraya üç yeni şehir kuruyoruz S.Arabistanlı ortağımızla. Umman ve Ekvator Ginesi’nde taahhüt işlerimiz de devam etmekte.

-Onur Grup bünyesinde kaç kişiyi istihdam ediyorsunuz? Anlattıklarınıza ve burada gördüklerimize bakılırsa hiç de azımsanmayacak bir istihdam olanağı sağlıyorsunuz?

-Amiral gemimiz taahhüt olduğu için dönemsel işçi istihdamlarını da dikkate alırsak 5 bin kişi ile 10 bin kişi arasında değişiyor çalışan sayımız.

-Biraz da yurt içinden ve gündemden bahsedelim? Erken seçim hakkındaki görüşlerinizi sormak istiyorum öncelikle size. Bir de iş dünyası siyaset ilişkileri hakkındaki düşünceniz ve gelecekteki planlamanızda aktif siyasetin yeri nedir?

-Erken seçim bence bugünkü koşullarda olması gerekendi. Karar verme süreci hızlı oldu belki. Ama inanıyorum ve diliyorum bu seçim ülke ekonomine sağlıklı katkı getirecek. Demokratik ortamda herkesi kucaklayan bir seçim ortamı oluşturulmalı. Kendi adımıza siyaset ile iş dünyasını pek karıştırmak istemiyoruz. Grup olarak siyasetten uzak kalmaya çalışıyoruz ve bir siyaset hedefimiz yok.

-Sivil inisiyatifte yer almıyorsunuz ama pek çok sosyal sorumluluk projesinde sizi görüyoruz? Bu konuda neler söylersiniz?

-Haklısınız, sivil inisiyatif çok zaman ve emek gerektiren bir oluşum. Zaman darlığı zaten bizim için engel. Bir işin içinde sırf adımız geçsin diye bulunmak istemiyoruz. İşin doğasına aykırı geliyor bizce. Dediğiniz gibi önde görünmeyi de pek sevmiyoruz. Sosyal sorumluluk projelerine gelince; öncelikle çağdaş, kültürlü ve bilinçli gençlerin gelişimi ve topluma yararlı birey olmalarını önemsiyoruz. Bu amaçla her yıl belli sayıda lisans öğrencisine karşılıksız burs vermekteyiz. Bugüne kadar 600’e yakın öğrencimize bu anlamda katkı sağlamanın mutluluğunu taşıyoruz. Ayrıca, anne ve babamızı genç yaşta kaybeden kardeşler olarak her ikisi adına bir kreş ve kütüphane binası yapımını üstlendik. Hayat keşkelerle dolu. İsterdik ki başardıklarımızı anne ve babamız görsün. Ama olmadı. Şimdi isimleri yaşasın diye bir projeyi üstlendik. Ordu Üniversitesi Rektörü Profesör Tarık Yarılgaç konudan bahsettiğinde bize çok cazip geldi. İşin tamamını üstlendik. Kampüste kapasitesinin de üstüne çıkarak bilgisayarına varıncaya kadar Emin Çetinceviz Merkez Kütüphanesi’ni kurduk. Annemizin adını taşıyan Düriye Çetinceviz Okul Öncesi Eğitim Merkezini de önümüzdeki öğretim yılına yetiştireceğiz.

-Memleketiniz Ordu için kafanızda oluşturduğunuz projeler ve yatırımlar var mı?

-Doğduğum büyüdüğüm topraklara sevgim ve saygım çok büyük. Ama gerçekçi olmak gerekirse, Türkiye’nin şartlarında insanımızın doğası gereği bireysel başarıları daha fazla görmekteyiz. Toplu bir şeyler yapılmaya kalkıldığında çok seslilikten olsa gerek başarısızlıklar ortaya çıkıyor. Siz Ordu’da yatırım yapar mısınız derseniz sıcak bakarım ama bir tek projeyle yola çıkılmıyor, altının doldurulması gerekir. Bu konuda ciddi sıkıntılar olabiliyor.

-Ordu’nun gelişimi için düşünceleriniz nedir?

-Altyapı çalışmalarını ilgiyle izledim sevgili başkanımız Enver Yılmaz’ın. Sahil düzenlemesi ve binaların giydirilmesi ayrı anlam ve renk katmış kente. Teleferik, Boztepe’ye yapılanlar, şehrin kültürel ve sosyal altyapısına önemli katkı sağlayan heyecan getiren üniversite Ordu’yu cazip bir şehir haline getirmiş. Dar sokakları olan bir kent olarak trafik sorununa da çözüm bulunursa, toplu taşımacılık yaygın hale getirilirse ve otopark sıkıntısı giderilirse kent daha yaşanılır olur. Ekonomik gelişimine gelince; fındığa dayalı ekonomiyi yabana atmamak lazım diye düşünüyorum. Bir milyar doları bulan bir ekonomiden bahsediyoruz ancak burada tek ürün fındık. Fındıkla ilgili sanayiyi geliştirmemişiz, yapmaya çalışanların da önünü tıkamışız. Sagra gibi kuruluşların çoğalması lazımdı ama tersini yapmışız. Sığ kararlar almak yerine daha sağlıklı bir fındık politikası geliştirilmeli. Çare dalından toplanan fındığı kırmak değiş sanayi ürünü haline getirmektir. Gerçi bu sıkıntı günümüzün değil yılların sorunu olarak karşımızda durmaktadır.

-İş hayatınızın başlangıcında bugünü görebiliyor muydunuz peki?

-İşletme kurulurken hedefi görmek mümkün değil. Ama zamanla başarılı olunca bugün geldiğimiz yere şükrediyoruz elbette. İyi işler yapmışız, başarmışız.

-Son olarak, bunca şeyi başarmanın sırrı nedir? Sizin gibi olmak isteyenlere önerileriniz nedir?

-Öncelikle çok çalışmak ve işini çok sevmektir. Başarı da mutluluk da sevmekten geçer. Son yıllarda kısa yoldan para kazanma arzusu oluştu insanımızda. Oysa ben gençlere severek yapacakları işi seçmelerini ve peşinden başarının geleceğini söyleyeceğim. Zorlamayla yapılan işte başarı gelmez.

-Teşekkür ediyoruz. 

Kapat
× Anasayfa Abone ol Tüm haberler Ekonomi Bölgesel Şirketler Gündem Belediye Sektörler Politika e-Dergi e-Gazete Web TV Künye Karadeniz sohbetleri Yazarlar