16.09.2026
Merhaba sevgili okurlar,
Karadeniz Ekonomi Gazetesi’ndeki bu ilk köşe yazımda sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyorum.
Bundan böyle her hafta bu köşede ekonomi, yatırım, girişimcilik, yapay zekâ ve blockchain dünyasında yaşanan gelişmeleri konuşacağız. Ancak bunu akademik terimlerle, karmaşık ekonomik ifadelerle ya da siyasi tartışmaların içinde kaybolarak değil; sokağın, esnafın, iş dünyasının ve yatırımcının anlayacağı sade ve samimi bir dille yapacağız.
Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil. Ekonomi; marketteki fiyat, esnafın siftahı, sanayicinin kredi maliyeti, çalışanın maaşı, yatırımcının birikimi ve ihracatçının kur hesabıdır.
Son günlerde ekonomi gündeminin merkezinde iki önemli gelişme var: Orta Vadeli Program (OVP) ve Merkez Bankası’nın faiz kararı.
OVP’nin mesajı: Öncelik enflasyonu düşürmek
Açıklanan Orta Vadeli Program’da 2026 yılı büyüme hedefi %3,3’e çekilirken, yıl sonu enflasyon hedefi %28,4 olarak güncellendi.
Bunun sade Türkçesi şu:
Ekonomide bir miktar daha yavaşlama göze alınırken, temel öncelik enflasyonu aşağı çekmek olacak.
Bu elbette kolay bir süreç değil. Çünkü ekonomide frene bastığınızda sadece enflasyon değil, büyüme, tüketim, yatırım ve piyasadaki hareketlilik de bundan etkileniyor.
Burada en önemli noktalardan biri ise enflasyon ile fiyat arasındaki farkı doğru anlamak.
Enflasyon düşerse fiyatlar düşecek mi?
Hayır.
En çok karıştırılan konu bu.
Enflasyonun düşmesi, fiyatların gerilemesi anlamına gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam edebilir; ancak artış hızı yavaşlar.
Örneğin bir ürünün fiyatı bugün 100 liraysa ve bir yıl sonra 130 liraya çıkıyorsa, fiyat yine yükselmiştir. Ancak daha önce çok daha hızlı yükseliyorsa, enflasyonun düşmesi artış hızının yavaşlaması anlamına gelir.
Dolayısıyla vatandaşın alım gücü üzerindeki baskının bir anda ortadan kalkmasını beklememek gerekiyor.
Faiz %37: Piyasa biraz daha temkinli
Merkez Bankası’nın politika faizini %37 seviyesinde sabit tutması, sıkı para politikasının bir süre daha devam edeceğine işaret ediyor.
Bunun günlük hayattaki karşılığı ise oldukça açık:
Para hâlâ pahalı.
Kredi maliyetleri yüksek olduğu için işletmelerin yeni yatırım, yeni borçlanma ve büyüme kararlarında daha dikkatli olması gerekiyor. Tüketici açısından da aynı tablo geçerli.
Bizim çarşıda bunun karşılığı bazen çok basit bir cümleyle ortaya çıkıyor:
“Müşteri var ama alışverişte temkinli.”
Esnaf açısından önümüzdeki dönemde nakit akışını korumak, gereksiz borçlanmadan kaçınmak ve mevcut çarkı sağlıklı biçimde çevirmek her zamankinden daha önemli.
Küçük yatırımcı ne yapmalı?
Yüksek faiz ortamı, mevduat ve para piyasası fonlarında belirli bir süre daha cazip getirilerin devam etmesini sağlayabilir.
Ancak burada da önemli bir ayrıntı var.
Merkez Bankası ilerleyen dönemde faiz indirimlerine başladığında, faiz bazlı yatırım araçlarının getirilerinde de kademeli bir gerileme yaşanması beklenebilir. Dolayısıyla yatırımcı bugünün getirisinden çok, yarının ekonomik şartlarını da düşünmek zorunda.
Borsa tarafında ise artık “her şey yükselsin” döneminden ziyade, doğru şirketi seçme dönemi daha fazla önem kazanıyor.
Özellikle bilançosu güçlü, geleceğe yönelik büyüme potansiyeli bulunan ve para akışının desteklediği şirketlerin ön plana çıkabileceği bir dönemden söz ediyoruz.
Ancak yatırım dünyasının değişmez kuralını da unutmamak gerekiyor:
Getiri beklentisi arttıkça risk de artar.
Bu nedenle yatırım kararı verirken sadece başkasının tavsiyesine değil, şirketin bilançosuna, sektörüne, borçluluk yapısına ve gelecekteki potansiyeline bakmak gerekiyor.
Dövizde kontrollü süreç ihracatçıyı da yakından ilgilendiriyor
Programın bir diğer önemli başlığı ise döviz kuru.
Buradaki temel yaklaşım, kur artışının enflasyonun üzerinde hızlanmasını engelleyerek piyasada daha kontrollü bir süreç oluşturmak.
Bu durum özellikle ihracatçı iş dünyası açısından yakından takip edilecek.
Çünkü ihracatçı açısından yalnızca döviz kurunun seviyesi değil, kurun enflasyon karşısındaki hareketi, üretim maliyetleri ve rekabet gücü de büyük önem taşıyor.
Karadeniz Bölgesi açısından baktığımızda ise fındıktan sanayiye, lojistikten tarıma kadar ihracata dayalı sektörler için bu dengeler daha da önemli hale geliyor.
Peki önümüzdeki dönemde bizi ne bekliyor?
Bana göre önümüzdeki dönemin anahtar kelimesi “denge” olacak.
Bir tarafta enflasyonu düşürme hedefi, diğer tarafta büyümeyi ve üretimi koruma zorunluluğu var.
Merkez Bankası enflasyonla mücadele için frene basmaya devam ediyor.
Ama unutmayalım:
Fren yapan bir araçta herkes biraz sarsılır.
Önemli olan aracın kontrolden çıkmasına izin vermeden, doğru zamanda doğru hızda yoluna devam etmesini sağlamak.
Bu nedenle esnaf için güçlü nakit akışı, sanayici için uygun finansmana erişim, ihracatçı için rekabetçi kur, tüketici için kontrollü harcama ve yatırımcı için doğru varlık seçimi önümüzdeki dönemin en önemli başlıkları olacak.
Kısacası ekonomi yönetiminin önünde zorlu ama önemli bir süreç var.
Bizim açımızdan ise yapılması gereken çok net:
Geliri artırmak, gideri kontrol etmek, gereksiz borçlanmadan kaçınmak ve geleceği bugünden planlamak.
Çünkü ekonomide her dönem aynı değildir.
Bugün yüksek faiz dönemi olabilir, yarın faizler düşebilir. Bugün nakit kıymetlidir, yarın yatırım fırsatları öne çıkabilir.
Önemli olan değişen şartları doğru okumak ve rakamların bize ne söylediğini anlayabilmek.
Biz de bu köşede her hafta tam olarak bunu yapacağız.
Ekonomiyi rakamlardan çıkarıp hayatın içinden konuşacağız.
Bir sonraki yazıda yeniden buluşmak üzere…
Sağlıcakla kalın.


