19.10.2026

Dere yatağı tapuya bakmaz

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da etkili olan şiddetli yağış, bir kez daha şehirleşme anlayışımızı sorgulamamız gerektiğini gösterdi.

Evleri ve iş yerlerini su bastı, araçlar sel sularında sürüklendi, insanlar mahsur kaldı. Resmî kayıtlara yalnızca bir gün içinde 1.277 su baskını, 808 konut, 280 iş yeri ve 76 araç ihbarı yansıdı.

Özellikle Ayazağa, Kemerburgaz ve çevresinde oluşan manzara düşündürücüydü. Yüksek bedellerle satılan konutlar, ticari alanlar ve otoparklardaki pahalı araçlar su altında kaldı. İnsanlar iş makineleri ve botlarla tahliye edildi; sokak hayvanları dahi ekiplerin yardımıyla kurtarılabildi.

Bu görüntüler karşısında yalnızca “Çok yağmur yağdı” demek yeterli değildir.

Sel bir doğa olayıdır. Ancak onu felakete dönüştüren çoğu zaman yanlış kentleşmedir.

Dere yatakları, suyun doğal akış güzergâhlarıdır. Uzun yıllar su akmaması, o alanın dere yatağı olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Biz üzerini kapatsak, yatağını daraltsak, çevresini betonla doldursak da su, yoğun yağışta geçmişte izlediği yolu yeniden bulur.

Çünkü dere yatağı; tapuya, ruhsata, binanın satış fiyatına veya içindeki aracın markasına bakmaz.

Ne yazık ki şehirlerimizde dere çevreleri zamanla konut, iş yeri, sanayi tesisi, yol ve otopark alanlarına dönüştürüldü. Toprağın suyu emeceği yüzeyler beton ve asfaltla kaplandı. Dere kesitleri daraltıldı, bazı derelerin üzerleri kapatıldı. Ardından da suyun birkaç saat içinde şehirden uzaklaştırılması beklendi.

Oysa suya yer bırakmazsanız, su kendine yer açar.

Yaşanan felaketin ardından Ayazağa’da dere yatağında bulunan ve dere ıslah çalışmasının önünde engel oluşturan yapıların yıkımına başlanması, sorunun yalnızca yağış miktarından kaynaklanmadığını açıkça gösteriyor.

Burada sorumluluğu yalnızca müteahhide veya taşınmaz sahibine yüklemek de eksik kalır. Bir yapının yapılmasına izin veren plan, ruhsatı düzenleyen idare, projeyi hazırlayan teknik ekip, denetleyen kurum, yapıyı inşa eden müteahhit ve satın alırken yalnızca manzaraya bakan alıcı aynı sistemin parçalarıdır.

Bir yapının lüks olması, güvenli bir yerde bulunduğu anlamına gelmez. Mermer, peyzaj, akıllı ev sistemi veya kapalı otopark; yanlış yer seçimini telafi edemez. İnşaatta ilk ve en önemli karar, yapının nasıl yapılacağı değil, nereye yapılacağıdır.

Artık şehir planlamasında dere yataklarını, taşkın alanlarını ve doğal su yollarını boş arsa olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Bu bölgeler yapılaşmaya açılmamalı; yeşil koridor, park ve suyun kontrollü biçimde yayılabileceği açık alanlar olarak korunmalıdır. Mevcut riskli yapılar için de bilimsel verilere dayalı, kararlı ve adil bir dönüşüm programı uygulanmalıdır.

Her selden sonra zarar tespiti yapmak, araçları çekmek ve binalardan su boşaltmak çözüm değildir. Asıl çözüm, felaket yaşanmadan önce doğru planlama yapabilmektir.

Yağmuru durduramayız. Fakat suyun yoluna bina yapmamayı seçebiliriz.

Unutmamalıyız ki doğa intikam almaz; yalnızca kendisi için ayrılması gereken alanı geri alır.

Karadeniz'in İlk ve Tek Ekonomi Portalı

Okumak İçin Resimlere Tıklayınız.
Kapat
× Anasayfa Abone ol Tüm haberler Ekonomi Bölgesel Şirketler Gündem Belediye Sektörler Politika e-Dergi e-Gazete Web TV Künye Karadeniz sohbetleri Yazarlar