12.01.2026
Bor ve nadir topraklar konuşulunca toplumda haklı bir heyecan oluşuyor: “Madem bizde var, demek ki güç bizde.” Ben meseleyi bir mali müşavir gibi okuyorum; heyecanı küçümsemeden ama hesabı da elden bırakmadan.
Çünkü yerin altındaki varlık, yerin üstünde ancak doğru zincir kurulursa değer olur. Aksi halde “kaynak” dediğimiz şey, başkasına ucuz hammadde; bize ise kaçırılmış fırsat olarak döner.

Bor tarafı Türkiye’nin en net avantajı. Bu maden, sadece “çıkar-sat” kalemi değil; birçok sektörde performansı belirleyen temel girdilerden biri. Cam ve seramikte zaten biliniyor ama asıl kritik tarafı şurada: bor, dayanımı artıran özel malzemelerin, belirli savunma uygulamalarının ve enerji depolama çözümlerinin de kapısını açıyor. Yani bor, tek bir ürün değil; doğru yönetildiğinde farklı sektörlerde katma değer üreten bir “anahtar girdi”.
Nadir toprak elementleri ise daha ince iş. Önce kavramı doğru koyalım: “nadir toprak” tek bir metal değil; bir element ailesi. Bu ailedeki bazı elementler güçlü mıknatısların kalbinde yer alır; elektrikli motorlarda, rüzgâr türbinlerinde, hassas sensörlerde ve belirli savunma sistemlerinde “olmazsa olmaz” hale gelir. Buradaki stratejik önem de tam olarak bu bağımlılıktan doğuyor: Tedarik zinciri aksarsa üretim hattı duruyor. Bu kadar net.

Fakat dürüstlük burada başlıyor: nadir toprakta para, çoğu zaman cevheri çıkarmakta değil; onu birbirinden ayırıp yüksek saflıkta standart ürün haline getirmekte. Bu aşama teknoloji ister, yatırım ister; dahası çevre yönetimi ister. Kimyasal süreçlerin olduğu yerde atık su, çamur ve depolama meseleleri “detay” değildir; bütçenin ve toplumsal kabulün merkezidir. İşin iki ucu da yanlış: “Hiç işlemeyelim” derseniz katma değeri başkası alır; “ne olursa olsun işleyelim” derseniz arıtma ve atık yönetimi doğru kurulmadığında maliyeti yıllarca ülke taşır. Ülkesini seven insanın aradığı yol, ikisinin ortasındaki gerçekçi çizgidir: kontrollü kapasite, sıkı denetim, şeffaf raporlama, çevre maliyetini daha baştan hesaba yazmak.
Türkiye’nin akıllı hedefi bence şudur: “Dünyayı ben yönetirim” iddiası değil; “bazı ürünlerde güvenilir tedarikçiyim” çizgisi. Bor için daha fazla ileri ürün (özel malzeme, kompozit, yüksek performanslı uygulamalar), nadir topraklar içinse önce ayrıştırma ve standardizasyon kabiliyeti… Bir de gözden kaçan üçüncü başlık var: geri dönüşüm. Batarya ve elektronik atıktan metal kazanımı, hem çevre yükünü daha yönetilebilir kılar hem de içeride “ikinci maden” oluşturur. Bu, romantik değil; ekonomik olarak en rasyonel yolların başında gelir.
Ben ülkemin kaynaklarının kıymetini biliyorum. Ama daha önemlisi şunu biliyorum: kaynak, tek başına refah üretmez. Refahı üreten şey disiplinli plan, doğru yatırım sırası, şeffaf denetim ve katma değeri içeride büyütme iradesidir. Yerin altı zengin olabilir; yerin üstünü zengin yapan, işi usulünce yapmaktır.


