3.11.2026
Araçlarımızı belirli aralıklarla muayeneye götürüyoruz. Freni, lastiği, farı kontrol ediliyor. Çünkü zaman içinde kullanılan her şeyin yıpranacağını ve ilk günkü durumunu koruyamayacağını biliyoruz.
Peki, içinde yaşadığımız binalar?
Onlarca insanın hayatını emanet ettiği bir yapı, tamamlandıktan sonra çoğu zaman yıllarca ciddi bir teknik kontrolden geçmiyor. Binanın dış cephesi boyanıyor, girişine mermer döşeniyor, asansörü yenileniyor. Ancak taşıyıcı sistemin ne durumda olduğu pek kimsenin aklına gelmiyor.
Oysa bir binanın güvenliği, iskân alındığı gün sonsuza kadar garanti altına alınmış olmaz.
Zaman içerisinde betonarme yapılarda çatlaklar oluşabilir, donatılar korozyona uğrayabilir ve temel çevresinde farklı nedenlerle hareketler meydana gelebilir. Çelik yapılarda ise koruyucu kaplamaların durumu, paslanma, bağlantı noktaları ve birleşim elemanları takip edilmelidir. Bunlar her zaman dışarıdan bakınca anlaşılabilecek sorunlar değildir.
Bir de kullanıcıların yaptığı müdahaleler var.
Dükkânını genişletmek isteyen kolonun veya perdenin bir bölümüne müdahale edebiliyor. Tesisat geçirmek için kiriş delinebiliyor. Balkon kapatılıyor, çatıya ilave yük getiriliyor ya da bina projesinde olmayan yeni alanlar oluşturuluyor. Bazen bu değişiklikler yıllarca kimsenin dikkatini çekmeden kalıyor.
Her müdahale yapıyı tehlikeli hâle getirir demek doğru olmaz. Fakat taşıyıcı sisteme nasıl bir etkisi olduğu hesaplanmadan yapılan işlemlerin ciddi risk oluşturabileceğini de kabul etmeliyiz.
Deprem olduğunda hep binayı yapan müteahhidi, projeyi hazırlayan mühendisi veya denetleyen kurumu konuşuyoruz. Elbette onların sorumluluğu çok büyük. Ancak binanın yapımından sonraki kullanım sürecini de tartışmak zorundayız. Yapı ilk gün doğru yapılmış olsa bile, sonradan gerçekleştirilen bilinçsiz müdahaleler ve yıllarca ihmal edilen bakım güvenliği azaltabilir.
Bence belirli bir yaşın üzerindeki binalar için düzenli yapı kontrolleri gündeme alınmalıdır. Bu kontrol yalnızca gözle yapılan kısa bir incelemeden ibaret olmamalı; binanın yaşı, projesi, taşıyıcı sistemi, zemini, kullanım şekli ve sonradan yapılan değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir.
Tespit edilen her çatlak için insanları korkutmak da doğru değildir. Her çatlak taşıyıcı sistem sorunu anlamına gelmez. Burada önemli olan, değerlendirmeyi bina sakinlerinin veya ustaların değil, yetkin mühendislerin yapmasıdır.
Ayrıca her binanın güncel bir yapı karnesi olmalıdır. Yapılan tadilatlar, güçlendirmeler, taşıyıcı sisteme ilişkin incelemeler ve bakım çalışmaları kayıt altında tutulmalıdır. Bir daireyi satın almak isteyen kişi sadece tapuya, manzaraya ve mutfağın yeniliğine bakmamalı; yapının teknik geçmişini de görebilmelidir.
Türkiye’de yapı güvenliğini yalnızca depremden sonra hatırlama alışkanlığından vazgeçmeliyiz. Deprem sonrasında yapılan hasar tespiti önemlidir ama asıl mesele, deprem gelmeden önce riskleri görebilmektir.
Binalar da insanlar gibi yaşlanır. Düzenli bakım görenle yıllarca ihmal edilenin aynı durumda kalması mümkün değildir.
Aracımızın muayenesini birkaç gün geciktirdiğimizde endişeleniyoruz. Fakat ailemizle birlikte yaşadığımız binanın taşıyıcı sistemini bazen kırk yıl boyunca merak etmiyoruz.
Sanırım önce bu çelişkiyi sorgulamamız gerekiyor.
Çünkü yapı güvenliği, anahtarın teslim edilmesiyle bitmez. Asıl sorumluluk, o anahtarı aldıktan sonra başlar.


