3.01.2026
2 Şubat 1938’de Gazi’nin halkın arasında son kez sarı zeybek oynadığı tarihi Merinos Tekstil Fabrikası’nın salonunda, 1500 insan ‘’gerçeğin bilgesi ‘’ Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi oyununun seyretmek için saatlerin 20 olmasını bekliyor.
Türkiye’nin Kültür Atlası adlı ortak çalışmamda ‘’Düşle gerçek bu romanda iç içe. Destan gelgitlerle örülüdür. Destanda sözlü edebiyatın ve dengbejlerin izlerini görürüz. Anlatı için anlatı formunun bu eşsiz örneğini yazarın dostu Abidin Dino resimler’’ diye anlatmışım.
Oysa gerçek mesajı için oyunu seyretmeliymişim.
Oyunun yönetmeni Yiğit Sertdemir’in sözlerine kulak veriyorum: Kavuşursan masal olur. Kavuşmazsan efsane. Masal olamayanların efsanesi...Ağrı Dağı Efsanesi...
Oyunun Gülbahar ile Ahmet’in büyük aşkıyla örülü olduğunu zannederken, ‘’Tanyerleri ışırken kavallarını bellerinden çekip Ağrıdağı’nın öfkesini, sevdasını çalarlar. Ve gün kavuşurken bir ak kuş gelir...’’ deki derin anlamı, oyunu görünce kavrıyorum. Çünkü ’’Mahmut Han, Ağrı Dağı’nın öfkesinden habersizdir ‘’.
Beş kamyon malzemeyle Bursa’ya gelen 66 sanatçı, seferber olmuş ‘’ışığın destancısı’’ Yaşar Kemal’in diline yerleştirdiği, yazısına vurduğu öfkesini, isyanını, sevgisini, umudunu müzikle, sesle, dansla, dekorla vererek ‘’yakan ve öldüren muktedirin karşısına, ne gerekiyorsa onu yaparım, yeter ki o yaşasın diyenleri koyar’’.
Sadece aşkın öfkesi mi?
Yaşar Kemal Usta bununla yetinir mi?
O, dramaturg Sinem Özlek’in sözleriyle ’’sadece aşkın yahut direncin yahut bir mitin değil, tekmil canlıları, zamanın döngüsünü, suyu, ateşi ve toprağı, çelişkiyi, çözümü ve çözümsüzlüğü, hem sesi hem sözü içine alan bir bütünün anlatıcısı olur’’.
165 dakikaya zor sığan oyunun sonunda, bir alkış seli, herkes ayakta... Alkış, hem oyunun o eşsiz gücüne, hem de ‘’geleceği başka yazmanın hem inadı hem de umudu ‘’olan Yaşar Kemal’e.
Seyirci bu alkışıyla, yönetmen Yiğit Sertdemir’in ‘’Öyle bir ayrılık ki, sanki ortamıza kocaman bir kılıç saplanmış da, elimiz birbirine dokunamıyor. Dokunabilse, el ele tutuşacağız ama ne mümkün‘’ saptamasını sanki
‘’tekzip edercesine’’ el ele tutuşmanın ‘’mümkün olduğunu’’nun tadına varıyor, anlıyor.
Bu seyirlik, Bursa-Osmangazi Yaşar Kemal Yılı’nın ‘’ kapanış gecesi’’ydi.
Yazar Faruk Şüyün şu sözleriyle yüreğimi okudu:
-Bu kapanış gecesi, bir anma olmaktan çok daha fazlasıydı. Yaşar Kemal’in edebiyatının neden hâlâ diri, neden hâlâ gerekli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Çünkü o, yalnızca romanlar yazmadı; yürüyerek düşündü, düşünerek direndi, anlatarak umut etti. Bugün müze ve kütüphanelere adı verilirken aslında koruma altına alınan bir isim değil, bir vicdan, bir hafıza ve bir düşünme ve yaşama biçimi. Yaşar Kemal hâlâ aramızda; çünkü onun kelimeleri durmuyor, susmuyor, teslim olmuyor. Ve biz, onu okudukça, dinledikçe, hatırladıkça yürümeye devam ediyoruz.
Evet Yaşar ağabey, doğru olana dair umudunu katarak her yazımını efsaneleştirdin.
Bunun için her geçen gün daha fazla aramızdasın. Uzaklaşan yıllarda yakınlaşıyorsun.
Ağrı Dağı Efsanesi’nin İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, ikinci yılında, neden
‘’kapalı gişe’’ oynadığı daha iyi anlaşılmıyor mu?
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın 4 yılda, 4 kat artışla, sezonda 800.000 seyirciye ulaşan gizemi de bu olsa gerek.
Oyun seçimindeki ‘’yüreği ve cüreti‘’ için İBB Genel Sanat Yönetmeni
Ayşegül İşsever’e koca bir ‘’bravo’’.
Oyunu, Bursa’ya getirmeyi başaran Bursa -Osmangazi Belediye Başkanı
Erkan Aydın ve Başkan yardımcısı Mutlu Esendemir, ‘’sağolun’’.
Kıymetli Dostlar! Yeni yılınız Yaşar Kemal ışığında seyretsin...


