29.11.2025
Türkiye’de yıllardır aynı üretimi yapan binlerce firmamız var. Bu birikim büyük bir değer… Ama doğru pazarlarda konumlanmadıkça maalesef zamanla eriyen ve bir yerden sonra kaybolmak zorunda kalacak bir değer hâline geliyor.
Bugün artık sadece “ihracat yapabilmek” yeterli değil. Rekabetçi pazarlarda üretim yapmak ve nearshoring stratejilerini kullanmak, üretim kültürümüzü korumanın da anahtarıdır.
Son dönemde tablo çok net:
• Tekstil üreticileri Mısır’da maliyet avantajı arıyor.
• Yedek parçacılar Meksika’da orijinal ekipman üreticisine yakın durarak konumlanmaya çalışıyor.
• Mobilyacılar Libya ve çevresinde bölgesel üstünlük kurmak istiyor…
Tüm bu hareketlerin temel amacı aynı:
👉 Yılların üretim kültürünü kaybetmemek ve rekabetçi pazarlarda sürdürülebilir olmak.
Fakat çoğu zaman gözden kaçan çok daha stratejik bir seçenek var:
🇺🇸 Amerika çevresinde nearshoring yapmak (Mexico – Canada – USA üçgeni)
Bu üçlü, 2026 Dünya Kupası ile birlikte ticari sinerjisini daha da artıracak. Serbest ticaret anlaşmaları, lojistik kolaylıklar ve tedarik zinciri reformları, Amerika pazarına yakın üretimi her zamankinden daha değerli hâle getiriyor.
Bu şu anlama geliyor:
🔹 Meksika’da üretip ABD’ye sunmak
🔹 Kanada’da depo/lojistik çözümü kurup Kuzey Amerika’ya yayılmak
🔹 ABD’de şirket kurup pazarı içeriden yönetmek
Hepsi, Türkiye’nin üretim kültürünü rekabetçi bir geleceğe taşımak için güçlü birer adım.
Bugün firmalar sadece “nerede daha ucuz?” sorusunu değil, “Nerede daha sürdürülebilir rekabet ederim?” sorusunu sormalı.
Çünkü üretimi doğru konumlandırmak:
✔ Maliyet avantajı sağlar
✔ Pazara yakınlık kazandırır
✔ Tedarik zincirini hızlandırır
✔ Ve en önemlisi: On yılların üretim birikimini korur.
Kısacası, nearshoring artık bir tercih değil; geleceğin zorunlu üretim modelidir.


