7.03.2026
Kök sorun konusunda iz sürmeye devam edeceğim.
Önümde, TSKB’nin Mercek Altında: Rakip Değiştiğinde
Rekabet Gücü Değişir mi? çalışması duruyor.
Raporun çok çarpıcı bir tesbiti var: Türkiye, AB
karşısında 97 ürün grubunun 44’ünde pazar kaybetti…
Bu Türkiye’nin AB’ye karşı yaptığı ihracatın % 35’den
fazlasını oluşturuyor.
Olay, konfeksiyon ürünlerinde daha belirgin. AB’ye karşı 13 Milyar $’lık bir ihracat kaybı var. İhracat malı çeşitlenmesi de düşüyor.AB’ye ihracatın %72’si üç üründe gerçekleştiriliyor. Bu yoğunlaşmayı bir ‘’bağımlılık’’ olarak da görebilirsiniz.
Rapor nedenini Çin kaynaklı bir rekabet kırılması yaşanması olarak açıklıyor.
Ama çare yüksek teknoloji ürünlere geçmek değil. (Zira)Savunma sanayi gibi yüksek teknolojik ürünlerin ihracat kabiliyetindeki gelişim jeopolitik konjonktür gerektiriyor…
Ortada bir hastalık var, bu kesin, ama ne?
Tanı koymak için Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) iki çalışmasına başvuyorum. Bilmeyenleri için söyleyeyim: TGSD gerçek bir sivil toplum örneği. 25 yıllık bir geçmişleri var. Üyelerinin hemen hepsi işe sermayesiz ama gözüpeklikleriyle başladı. Eş başkanlık sistemiyle yönetiliyorlar. Hiç bir başkan ikinci dönem seçilemiyor.
TGSD raporunda da aynı karamsarlık egemen: Konfeksiyon ihracatında çift haneli bir düşüş var. Rapor yükselenleri de işaret ediyor: Bangladeş,Vietnam ve Kamboçya. Bu 3 ülkenin konfeksiyon ihracatında % 10-16 arasında bir artış var. Aynı gerileme ABD pazarında da yaşanıyor: Kamboça ve Vietnam’ın ‘’agresif büyüme’’ gösterdiği bu pazarda Türkiye konfeksiyonda 800 milyon $’lık bir ihracat gerilemesi yaşamış. TGSD buradan 2 çıkarım yapıyor:
1-Türkiye,konfeksiyonda AB’ye karşı pazar payını kaybediyor.
2-AB’nin hazır giyim pazarı büyüyor, Türkiye büyüyen bir pazarda küçülüyor.
‘’Türkiye Yüksek Katma Değerli Ürünlere Odaklanmalı’’ yargısı rakamlarla irdeliyor. Türkiye, 2009-2024 yılları arasında hazır giyim sektöründe 78 milyar $’lık yatırım yapmış. Ciddi bir yatırım hacmi bu… Üstelik yatırımın ağırlıklı bölümü ya verimlilik artışı ya da teknolojik dönüşüm sağlamaya dönük.
Sonuç çıkaralım mı? Teknolojiye yatırım eş zamanlı olarak ihracat büyümesi yaratmaz!.
TGSD’nin ikinci raporu 2026’da yayınlanmış. Yukarıdaki soruya cevap ararıyor ve ana başlığı ‘’Markalaşma: Zemin Meselesidir’’.
Rapor sözü hiç dolandırmadan ‘’Markalaşamamak makro ekonomik ortamın bir sonucudur’’ diyor. Ekliyor: Başarı hukuki altyapı vb. uygunluğuna bağlıdır.
Markalaşmış ülkelerin başarı tanısı çok açık:
-Başarmış ülkelerde adil rekabet koşulları ve fikri mülkiyet güvencesi var.
Söz dolaşıyor, Türkiye’ye geliyor. Bir ‘’sorun tanımı’’ olmadığı vurgulanıyor. Bu olmayınca ‘’devlet stratejisi’’ gibi bütünleşik bir yönetim olmuyor. (Aslında bunu ‘’olamaz’’ diye okuyalım).
Sözü buradan yazar Vahap Munyar’ın MAKFED Başkanı Adnan Dalgakıran ile EKONOMİ’de 25 Şubat 2026’da yaptığı söyleşiye getireceğim.
Başkan Dalgakıran sözünü esirgemeyen, yüzleşmeyi bilen bir girişimci-sanayici. O tanıyı ‘’ Bu bir ekonomik kriz değil, orta gelirden çıkış hikayemizin sonuna geldik‘’ sözleriyle koyuyor ve şöyle sürdürüyor:
-Toplumlar hikaye yazma, o ülkenin akıllı insanları bir araya gelip strateji kurar.Türkiye’de şu an böyle bir işaret yok. Ar-Ge bir kültürdür. O kültürü besleyen eğitim ve zihinsel altyapı gerekir. Kültürel doku bu insan kaynağını üretmeye uygun değilse, gökten para yağdırsanız sonuç alamazsınız.
Noktayı koyalım mı?
Yaşar Kemal diyor ki: İnsanı var eden ne kadar eti kemiğiyse, ne kadar içinde yaratıldığı dünyaysa , o kadar da kendi yarattığı mit, düş dünyasıdır.


