28.04.2026
Türkiye, yıllardır İngiltere’ye ne sattığını tartışıyor: tekstil mi, otomotiv mi, beyaz eşya mı? Bugün İngiltere’ye yaptığımız en değerli ihracat ne mal ne de hizmet. Biz, İngiltere’ye insan ihraç ediyoruz.
Evet, kulağa garip geliyor. Ama Brexit sonrasında ortaya çıkan tablo bize bunu söylüyor. İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrıldıktan sonra ciddi bir nitelikli iş gücü açığıyla karşı karşıya kaldı. Türkiye ise tam tersine, iyi yetişmiş ama daha büyük fırsatlar arayan gençlerle dolu. Bu iki gerçek birleşince ortaya yeni bir ticaret modeli çıktı: görünmeyen ihracat.
Bugün Londra’daki bir Fintech girişimini düşünün. Ofisi Londra’da, yatırımı Londra’dan, müşterisi küresel… Ama yazılımı büyük ihtimalle İstanbul’da, Ankara’da ya da İzmir’de geliştiriliyor. Yani katma değerin üretildiği yer ile paranın toplandığı yer artık farklı. Türkiye üretiyor, İngiltere markalaştırıyor.
Üstelik bu yeni ihracat modelinin ne gümrüğü var ne kotası. Bir yazılımcı, bir oyun geliştirici ya da bir veri uzmanı, fiziksel olarak ülke değiştirmese bile zihinsel olarak çoktan başka bir ekonominin parçası haline geliyor. Sabah Türkiye’de uyanıp akşam İngiltere için çalışan birçok insan var. Bu, klasik beyin göçünden daha sessiz ama belki de daha derin bir dönüşüm.
Bu bir başarı hikayesi mi, yoksa yeni nesil bir kayıp mı?
Bir açıdan bakarsanız, evet, bu bir başarı. Türkiye’nin insan kaynağı küresel ölçekte rekabet edebiliyor. İngiltere gibi dünyanın en zorlu pazarlarından birine iş yapabiliyoruz. Üstelik bunu fabrikasız, konteynersiz, lojistiksiz yapıyoruz. Bu, hizmet ihracatında ciddi bir sıçrama demek.
Ama diğer açıdan bakınca tablo o kadar parlak değil. Çünkü bu modelde Türkiye çoğu zaman arka ofis olarak kalıyor. Değeri üreten biziz, ama değeri büyüten, fiyatlayan ve küresel markaya dönüştüren başkaları. Yani zincirin en kritik halkasında değil, en görünmeyen halkasında yer alıyoruz.
Daha da çarpıcısı şu: Ülke içinde kalıp başka ekonomiler için çalışmak, yeni nesil bir göç biçimi yaratıyor. Bu da Türkiye’nin uzun vadeli üretim gücünü sessizce aşındırıyor.
Eğer Türkiye, sadece iş gücü sağlayan bir ülke olarak kalırsa, bu oyunda hep ikinci rolde kalacak. Ama eğer kendi markalarını, kendi teknolojisini ve kendi ekosistemini kurabilirse, o zaman bu görünmeyen ihracatı gerçek bir güce dönüştürebilir.
Türkiye’nin Birleşik Krallık ile müzakerelerini sürdürdüğü Yeni Nesil Serbest Ticaret Anlaşması’nın hizmet ihracatını da kapsayacak şekilde genişlemesiyle bu alanda önemli bir avantaj yaratması bekleniyor.
Tüm ihracatçılarımıza başarılar dilerim.


