20.02.2026
Uzun bir süredir ajandamda işaretli olan 3. Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı’na, 14 Şubat’ı aileme ayırdığım için gidemesem de ertesi gün,
15 Şubat’ta Westminster’daki Queen Elizabeth II Centre’ın kapısından içeri girer girmez merakım yerini net bir tabloya bıraktı. Stantlardaki görüşmeler, yapılan sunumlar ve ziyaretçilerin dikkatle yürüttüğü birebir temaslar, bunun sıradan bir fuar değil, doğrudan sonuç odaklı bir sektör buluşması olduğunu gösteriyordu.
Organizasyonu üstlenen ALZ Group, Londra’nın merkezinde uluslararası bir sağlık turizmi platformu kurmuştu. Ancak bu platformun en dikkat çekici yönü katılımcı profilinde saklıydı; klinik ve hastanelerin neredeyse tamamı Türk’tü. Fuar alanı, Türkiye’nin bu alandaki küresel etkinliğini adeta görsel bir veriye dönüştürüyordu.
Ziyaretçilerin yönelimi de bunu doğruluyordu. İngilizler özellikle Türk stantlarında uzun süre kalıyor, tedavi süreçlerini soruyor, fiyat ve planlama detaylarını not alıyordu. Estetik işlemlerden diş tedavisine, saç ekiminden ileri cerrahi branşlara kadar geniş bir yelpazede hizmet sunan Türk sağlık kurumlarının gördüğü ilgi, Türkiye’nin sağlık turizminde neden yükselen değil, yerleşmiş bir aktör olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.
Fuarda en dikkat çekici ayrıntılardan biri ise bazı Türk sağlık kuruluşlarının Londra’daki irtibat ofisleriydi. Temsilcilerle yaptığım görüşmelerde bu ofislerde doktor değil, hasta koordinatörlerinin görev yaptığını öğrendim. Sistem net ve stratejik: ilk temas, danışmanlık ve planlama Londra’da yapılıyor; tedavi Türkiye’de gerçekleşiyor. Bu yaklaşım hem güven oluşturuyor hem de hastaların karar sürecini hızlandırıyor. Sağlık turizminin artık kurumsal akıl ve planlama ile yönetildiğinin açık göstergesi bu.
Bunu görmek beni ayrıca mutlu etti. Çünkü biz de Leo London olarak ihracatçılara ve İngiltere’de faaliyet göstermek isteyen kuruluşlara aynı hizmeti risksiz bir şekilde sunuyoruz.
Ziyaretçi profili de organizasyonun niteliğini ortaya koyuyordu. Bireysel hastaların yanı sıra sağlık turizmi acenteleri, uluslararası hasta yöneticileri ve yatırımcılar da fuardaydı. Yapılan görüşmeler ve kurulan bağlantılar, fuarın yalnızca tanıtım değil, gerçek bir iş geliştirme platformu olduğunu gösteriyordu.
Bu fuardan şunu anladım: Türkiye, sağlık turizminde artık kendini anlatmaya çalışan değil, talep edilen bir marka hâline gelmiş durumda. Tek gereken biraz daha cesaret. Daha fazla Türk ihracatçısını ve Türk markasını tüm Birleşik Krallık’ta görmek dileğiyle…



