29.08.2026
Gülten Kazgan hoca doktora tezimin ‘’annesi’’ oldu. 1976-7 yılından başlayan yakın ilişkimiz hep sürdü. İktisadi Düşünce kitabının girişindeki ‘’Has oğlum Kenan’a en iyi dileklerle, Eylül 12,1984’’ ifadesiyle onun hep ‘’has oğlu’’ oldum.
Bilime adanan ömür: Aramızdaki espri ‘’Tezgâhta hangi kitap var?‘’ sorusuydu. Cevabı, ya yeni bir çalışmaya gömülüydü, ya da onun deyimlendirmesiyle bir çalışmasının ‘’revizyonu’’ nu yapacaktı.
Büyük bir disiplinle Kadıköy Hülya sok’taki evinde 9:00’da masasına oturur, akşama dek çalışırdı. 60 yıl bu hep böyle oldu. Hoca için yaşam ‘’ doğru sorular sormak, varsayımlara dayalı cevap’’ aramaktı.
Bir çocuk gizemiyle soru sormak, her boydan / her yaştan insanı dinlemeyi bilirdi. İngilizce ve Fransızca’ya egemenliğiyle literatürü yakından takip ederdi.
İlk dalı tarım ekonomisi: Hocanın bilim dünyasına girişi,1952-3 yılı olacak, tarım ekonomisiyledir. Ord. Ö.L.Barkan hocaya asistan olmuştu. Barkan tarım literatürünün Frenk dillerinden taranmasını Gülten hocadan beklemiş olmalı. Hocanın ne tarımla, ne de toprakla bağı yoktu. Ama doktora tezine dayalı olarak yazdığı ‘’Tarım Ekonomisi’’ Türkiye literatüründe bir iktisatçının kaleminden çıkan ilk eserdi. Oysa neo-klasik iktisat, bu sektörü gözden ırak tutardı. Onca baskı yapan eserinin son adı Tarım ve Gelişme başlığını taşır, ne yazık ki ders olarak artık okutulmuyor.
İktisadi düşünceye bakışı: İktisadi düşünce kitapları buzkalıbı gibidir, donuktur. ‘’Bilinmez geçmiş’’ e anımsatmalar için yazılır. Hocanın İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi’ni okuduğunuzda Fizyokratların neden Fransa’da, Merkantilistlerin de nasıl İngiltere’de ortaya çıktığını anlarsınız . Hoca sizi olayla / nesneyle / toprakla ilişkilendirir.
Eserde, Batı iktisadının ‘’az gelişmiş ülkelere’’ bakışı da vardır. ‘’Büyük Kalkış’’, ‘’Uçuşa Geçiş’’ gibi kavramlarla, Batı’nın sorunlara ne denli ‘’kolaycı görüşlerle’’ baktığını görürsünüz.
Bilgi Üniversitesi: Hoca gözünü İktisat Fakültesi’nde açtı 1954’den 1994’e, orada kaldı, ama oralı ol(a)madı. Bağlı bulunduğu kürsüdeki bağnaz anlayış hocayı, kadın hocayı, sinderemiyordu. Hoca’nın fakülte ile bağı derse ve kurullara girmekten ibaret kaldı.
Rahmetli Toktamış Ateş’in önderliğiyle bir grup eğitimci İstanbul Bilgi Üniversitesini kurduklarında ‘’Kurucu Rektör’’ olarak akla gelen ilk isim Gülten Hocaydı. Bilgi Üniversitesi bir imecenin ürünü ve Hoca bu işin yetkin ebesidir.
İyi bir eş: Kocası, bizim Haydar Hocamız için 2010’da yazdıklarımdan alıntılıyorum: Eşi Gülten Hoca‘yı ile fakülte yıllarından tanımış ve evlenmişti. Anlatılası bir beraberlikti.... Bilmeyen için , sanki iki zıt iktisadi doktrin aynı çatının altında yaşardı. Gülten hoca hep dakik, yediği -içtiği belli, hangi saat ne yapacağı planlıydı. Ama konu Haydar hoca olunca akan sular dururdu !“ Aman Haydar’ın yemeğini hazırlamalıyım“ derken , en yoğun buluşmaların kıvamında Gülten hocanın bulunduğu mekânı terkettiğine tanık olmuşumdur. Bir ocağın, her şeyden önce günlük uyumla başladığının kanıtı idi bu. Onun da “ Gülteeen “ diye seslenişinde müşfik bir koruyucunun sesini alırdım. Bu uyum onlara , 1960’ lı yıllarda bir çok monografiyi ortak imzayla yazdırdı. Ayrı yerlere aktığı sanılan ama hep Dicle- Fırat örneği “ Bab-ül Nehir” de buluşan , iki ayrı su yatağı gibiydi onlar.
Veda anısı: Hoca, 2016’da Liberalizmden Neoliberalizme’yi yayınladı. İktisadi doktrini 1980’lerden günümüze getirdi: ‘’İdeolojisiz İktisat’’ ve ‘’Nicel İktisat ve Tarihin Sonu’’ kavramlarının safsata olduğunu anlattı. ‘’Siyasetten soyutlanmış bir iktisat’’ yoktu. Remzi Kitapevi’nden çıkan eserin ilk örneğini kendisine götürdüğümde ‘’Yazacaklarım bitmiş gibi, ben şimdi ne yazacağım?’’ dediğini anımsıyorum.
Onunla en son sağlıklı karşılaşmamızdı....
Sonrasında dünya bir ‘’sis bulutu ’’na dönüştü, o bu sis perdesinin ardından dünyamıza baktı.
Hocayı daha yakından tanımak isteyenlere, uzun bir söyleşi yaptığım Bir İktisatçının Tanıklıkları ( Bilgi Üniv. Yay., 2006) çalışmasını öneririm.
Cumhuriyetin bilim kadını Gülten Kazgan’ın anısı önünde saygıyla eğiliyorum...
Yaşar Kemal Yusufçuk Yusuf’ta diyor ki: Kendi kendini yaratan insanlara bir gün olsun rahat yüzü yoktur. Onlar ölünceye kadar zorlukları yenmek, engelleri aşmak zorundadır.


