12.05.2026
Son dönemde Türkiye ile Birleşik Krallık arasında savunma sanayisinde yaşanan gelişmeleri dikkatle takip ediyorum.
Bana göre artık iki ülke arasındaki ilişki klasik bir ticaret ilişkisinin ötesine geçmeye başladı. Özellikle savunma, finansman ve teknoloji tarafında yeni bir stratejik hat oluşuyor.
Bir süre öncesine kadar Birleşik Krallık’ın Türkiye algısı daha çok tekstil, beyaz eşya ve otomotiv yan sanayi üzerineydi. Ancak bugün tablo farklı. Londra artık Türkiye’ye sadece üretim yapan bir ülke olarak değil; NATO içinde kritik teknolojiler geliştiren, hızlı üretim kapasitesine sahip stratejik bir ortak olarak bakıyor.
Bunun son örneklerinden biri Türk Eximbank ile UK Export Finance (UKEF) arasında imzalanan mutabakat oldu. Anlaşma kapsamında iki kurum, üçüncü ülkelerde yürütülecek ve hem Türk hem de Birleşik Krallık şirketlerini kapsayan savunma projelerine ortak finansman sağlayabilecek.
Bu, ilk bakışta teknik bir finans anlaşması gibi görünebilir. Ancak bence bu adımın anlamı çok daha büyük. Çünkü günümüzde savunma sanayisinde yalnızca ürün üretmek yeterli değil. Artık uzun vadeli kredi, sigorta ve kamu destekli finansman sunabilen ülkeler rekabette öne çıkıyor.
UKEF, Birleşik Krallık’ın küresel ihracat finansmanındaki en güçlü araçlarından biri. Türk Eximbank ise özellikle sermaye malı ve altyapı ihracatında daha aktif. İki kurumun ortak finansman modeli kurması bana göre Türkiye ile Blrleşik Krallık’ın savunma ihracatında rakip değil, birbirini tamamlayan ortaklar haline geldiğini gösteriyor.
Anlaşmanın en dikkat çekici tarafı ise üçüncü ülkelere odaklanması. Afrika, Körfez ve Orta Asya’daki büyük savunma projelerinde Türk üretim kapasitesi ile Birleşik Krallık finansman ve diplomatik ağı birlikte kullanılabilecek. Türkiye hızlı üretim ve maliyet avantajı sunarken, Birleşik Krallık finansman ve sigorta altyapısıyla süreci destekleyecek.
Bu yakınlaşmanın Avrupa güvenliğinin yeniden şekillendiği bir dönemde gerçekleşmesi de önemli. Brexit sonrası İngiltere yeni stratejik ortaklar ararken, Türkiye savunma sanayisinde yükselen kapasitesiyle öne çıkıyor. Eurofighter süreci, savunma sanayi koordinasyonu ve teknik iş birlikleri de bu yeni eksenin güçlendiğini gösteriyor.
Ben önümüzdeki dönemde Türkiye–Birleşik Krallık hattında ortak savunma projeleri, üçüncü ülkelere birlikte ihracat, savunma finansmanı ve yapay zeka destekli askeri teknolojilerin daha fazla gündeme geleceğini düşünüyorum.
Türkiye ile Birleşik Krallık yalnızca ticaret ortaklığı mı kuruyor, yoksa Avrupa dışında yeni bir stratejik üretim ve güvenlik koridoru mu inşa ediyor?
Önümüzdeki birkaç yıl bu sorunun cevabını verecek.


