21.11.2025
Değişin iklim şartlarının sadece tarım ürünlerini dolayısıyla en önemli ihraç mallarımızdan olan fındığı değil, insanın ruh ve hareket yapısını da etkilediği bir süreci yaşıyoruz diyeceğim.
Diyeceğim! Çünkü öylesi şeyler olup bitiyor, öylesine sözler sarf ediliyor ki, anlamak mümkün olmadığı için anlatabilmek da gerçekten zor geliyor.
Ne kelimeler kifayet ediyor, ne de sayfalar yetiyor.
Bunun için de parça parça bir şeyleri paylaşmaktan başka çare kalmıyor.
Onun için ÖNCE ÜRETİM diyerek başlıyorum.
*
1980’lerde Anadolu Ajansı’nda muhabir olarak fındıkla ilgili haberlerin ilk satırını; “Dünya fındık üretim ve ihracatının tamamına yakınını karşılayan Türkiye” şeklinde yazmaya başladığımı hatırladım.
Sonra da 13 Temmuz 2021 tarihinde Karadeniz Gazetesi’ndeki Satır Arası köşemizde “Fındıkta Üretim Kaybı Ne Demektir?” sorusuna aradığım cevabı, gerekçeleri ve gerçekleri bir kere daha burada, “Dünden Bugüne” kısmında paylaşmak isterim.
İşte 4 yıl önceki o yazı:
*
Fındıkta Üretim Kaybı Ne Demektir?
Hiç uzatmaya, hatta evelemeye, dahası gevelemeye bile gerek yok!
Yıl 2001. Türkiye’nin fındık bahçeleri 544 bin hektar. Üretim 725 bin ton kabuklu fındık.
Yıl 2021. Türkiye’nin fındık bahçeleri 740 bin hektar. Üretim henüz resmi olarak açıklanmadı ama “700 bin tonu sakın geçmesin” diye çaba gösteriliyor. Hadi diyelim 20 yıl önceki kadar 725 bin ton kabuklu fındık.
Rakamlara itirazı olan var mı?
Pozitif olan her şeye itirazı ve söyleyecek lâfı olanlar haricinde!
Onlar için de zaten Mevlana asırlar öncesinden tarif yapmış:
“Bir lâfa bakırım lâf mı diye. Bir da söyleyene bakarım adam mı diye!”
Nerede kalmıştık?
Ya da rakamları hatırlatırken neyi eksik bırakmışız?
2001’de Türkiye’nin Dünya üretimindeki payının yüzde 80 olduğunu hatırlatmadık!
2021’deki payının da Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin, yani resmi ağzın geçen haftası açıklaması ile yüzde 65’e düştüğünü…
Yani bahçelerde 544 bin hektardan 740 bine hektara çıkmış, ama üretimde yüzde 80 paydan yüzde 65’e düşmüşüz. Dolayısıyla diğer üreten ülkelerin payı yüzde 35’e kadar çıkmış.
Ama bu olup bitenlere, ne bahçedekilerden nemalanlar ile ne de milletin kürsüsünden ahkâm kesenlerin gıkı çıkmıyor!
Peki, o günden bugüne olan biten ne?
Bu rakamlar nasıl yorumlanacak?
Ya da bahçeler ne kadar artarsa artsın, kalite ne kadar yükselirse yükselsin, ha bire, her gün fındık diken dünyadaki diğerlere “Ey yad eller, yabancılar bakın! Sakın endişe etmeyin! Türkiye’nin fındık alanları 740 değil, 1 milyon 40 bin hektar olsa bile üretim artmayacak! Arttırmayacağız! ” ben diyeyim “garantisini” siz söyleyin “mesajını” kafayı kuma gömerek vermeye çalışanlar, diğer ülkelerdeki dikimi dolaylı olarak teşvik ettiklerini ne zaman ve nasıl anlayacaklar?
Sanırım, Devekuşu olmadıklarını anladıkları ve kavradıkları zaman!
Yani “iş işten”, ya da “Atı alan Üsküdar’ı” geçtikten sonra!
Haaa! Bir de ortadaki kötü gerçeği görmeyip, “Türk fındığı vazgeçilemezdir” masalı ile oyalanmanın rakamsal olarak ortaya koyacağı muhtemel akıbeti de şimdiden kayda almak gerek.
DEDİLER AMA…
Önce; “Başkası üretemez.” dediler. Üretimde payın azaldığını fark edemediler!
Sonra; “Bizden almaya mecburdurlar.” dediler. Pazarda payını arttıranları göremediler!
Yetmedi; “Bizim fındığın aroması” dediler. Çikolatada bunun çok ama çok önemli olmadığını anlayamadılar!
Olmadı; “ABD üretiyor ama randımanı çok düşük.” dediler. Teknolojik araştırmaların çok şeyleri değiştirebileceğini unutup, Oregon’da randımanın yükseldiğini fark edemediler!
Anlayacağınız, tüm uyarılara akıllarını kapatıp, kabahati hep başkalarında aradılar.
Ezcümle; Hacı Bektaş Veli’nin şu uyarısına muhtaç hale geldiler:
“Hararet nardadır, sacda değildir.
Keramet baştadır taçta değildir.
Her ne arar isen kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.”
OREGON’DAN MESAJ VAR…
ABD kaynaklı haber:
Oregon’da fındık pazarı büyüyor. Son 10 yılda fındığa ayrılan alan 3 kat arttı. Bu yılki hasat rekor kıracak. 115 bin ton civarında. Geçen yıldan yüzde 20 fazla.
FINDIKTA SACAYAĞI…
Bir tanesi olmayınca işlevini tam olarak yerine getiremeyen sacayağını fındık için inşa edecek olur isek, şöyle bir 3’lü yapabilir miyiz?
Bir ayak: Üretenler
İkinci ayak: Ticaretçiler-Sanayiciler
Üçüncü ayak: Tüketenler
Durum bu ise, hangi safta olursa olsun, sektörde 3 ayağın birbirine muhtaç olduğu bir fındık gerçeğini hiç kimse kenara koyamaz.
FINDIK ile HAMSİ…
Gazetedeki; “Kestane 500, fındık 280 lira” başlığı atılmış haberi okuyunca, gel de, 5 sene önceki, “hamsi ile fındık” mukayesesini hatırlama bakayım!
Hamsinin çok az verdiği, ekonomik tabirle arzının az olduğu bir yılda; “4-5 kilo fındık satıyoruz, 1 kilo hamsi alamıyoruz.” açıklaması yapanlar vardı.
Her ne kadar “Elma ile armudu karıştırmayın” denilse de, fındığı sadece fiyat üzerinden konuşanlar için hiçbir şey fark etmiyor!
Etmiyor etmesine de, şimdi de “Fındık-Hamsi” mukayesesi yapsalar ya!
Zor! Çünkü o zaman fındığın arzı fazla idi, bugün hamsinin ki…
Hadi sapla-samanı, ahvale ve zamana bakmadan karıştıranlar, şimdi çıkıp da; “Bir kilo fındık ile 4-5 kilo hamsi alınıyor” diye nasıl desinler ki?
Aslında işleri kolay olacak! Ancak ticarette piyasanın belirleyici aktörlerinden en önemlisinin arz-talep olduğunu anlamaları gerekiyor!
Aksi halde, işlerine geldi mi; “Kestane”, gelmedi mi ”Hamsi” der dururlar!
Ömer Aydın’dan,
NOBEL EKONOMİ ÖDÜLÜ VE TÜRK FINDIĞI…
Ordu Ticaret ve Sanayi Odası’na uzun yıllar Yönetim Kurulu Başkanlığı da yapan, “Fındıkta Ezberi Bozmak” gerektiğini de her zaman, her mekânda gündeme getiren AYSAN Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Aydın’ın açık-seçik kamuoyu ile paylaştığı görüşlerinden birinden kısa bir bölümü, arkası yarın hesabıyla “şimdilik” diyerek paylaşalım.
2025 Nobel Ekonomi Ödülü’nün, ekonomik büyümenin temelinde, yenilikçi, teknolojik dönüşüm ve yaratıcı yıkım süreçlerinin yattığını bilimsel olarak açıklayan 3 bilim adamına verildiğine dikkat çeken Ömer Aydın, “Nobel Ekonomi Ödülü ve Alınması Gereken Bölgesel Dersler” başlıklı makalesinde genelde Türkiye fındık sektörünün genelde geçmişe takılıp kaldığını ileri sürerek, şu ifadeyi kullanmıştı:
“Bölgemiz açısından özellikle fındık sektörü bu uyarının en çarpıcı örneğini oluşturur. Dünya üretiminin yüzde 65’den fazlasını üreteceksin, bu üretim gücüne rağmen yenilikten yoksun olacaksın, sonra da oturup, ‘Elin oğlu bizi sömürüyor’ diyeceksin.”
KISSADAN HİSSE
Çalışmadan kazanmak...
Ben diyeyim, "yüz", söz söyleyin "bin yüz" kere anlatmışımdır.
Kıssadan hisse hesabıyla.
Ama hisse her nedense pek artmamıştır.
Çünkü tembellik diz boyunu aşmış gidiyor.
Tembellik aşmış aşmasına da, çalışmadan, çaba göstermeden, yani gereğini yapmadan, tıpkı fındıkta olduğu gibi kazanma hesabı yapanlar da hiç eksilmiyor ki!
Kıssadan hisse.
Adamın biri durmadan Tanrıya; "Bana büyük ikramiye çıkar" diye yalvarır dururmuş.
En sonunda Tanrı çağırmış meleklerini; "Şuna büyük ikramiye çıkarın" diye buyurmuş.
Ama meleklerde kıpırtı yok!
"Ben emir veriyorum" diye üstelemiş Tanrı. Meleklerden biri zar zor; "Çıkaracağız ama adam hiç bilet almıyor ki" diyebilmiş!


